KİTAP

Başka Mecmua

Başlıksız-1

50’lerde bir İslam dergisi

Dergiler daima “Hür tefekkür kaleleri.” olmuştur. Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında karşılaşılan engellerin, bu kaleleri yıkmaya gücü yetmemiştir.

Bu sayımızda 1950’lerde çıkan bir İslam dergisinden söz edeceğiz.

Öncelikle derginin fikir babası Ali Kemal Belviranlı’ dan bahsedelim.

Ali Kemal Bey, 1923’te Konya’da doğup sekiz- dokuz yaşlarında hafızlığını tamamlayıp özel olarak da İslami ilimlerin yanında Arapça ve Farsça eğitimi almış bir âlim, mütedeyyindir. Hıfzını tamamladıktan sonraki yıllarda Ali Ulvi Kurucu ve Nuri Pişkin ile Kapı Camii’nde liselilere ders verir, mukabele okurlarmış.

Tıp okumak üzere İstanbul Üniversitesi’ne başladıktan sonra okul derslerinin yanında ilim ve irfan peşinde koşmayı ihmal etmemiş, eski âlimler ve ariflerle görüşerek sohbetlerinde bulunmuştur. Ömer Nasuhi Bilmen, Ali Fuat Başgil, Elmalılı Hamdi Efendi, Hasan Basri Çantay gibi beyleri tanımış, yanlarına çok gidip gelmiştir.

Bu yazıyı yazarken yararlandığım ve devamında sıkça yararlanacak olduğum Hatıralar-4 kitabında Ali Ulvi Kurucu, Ali Kemal Bey’in üniversite yılları için, görüştüğü âlimlerden bahsederken şunu ekliyor: “Ali Kemal Bey’in asıl bahtiyarlığı, İstanbul’daki tahsili sırasında Hafız Abdurrahman Gürses Hocaefendi’nin evinde kalmış olmasıdır.” Çünkü şeyh olsun, âlim olsun, arif olsun, üstadlar ve fazıl zatlar olsun, hepsiyle Gürses Hoca vesilesiyle tanışıp onun sayesinde onlardan istifade etmiştir.

Ali Kemal Bey, tıp fakültesini salt bilimle haşır neşir olarak değil okulu dışında bu işin ve yaratılan her şeyin ilmini alarak mezun olmuştur. Çünkü o muhakkak ki doktorluk diploması almakla yetinmenin ahmaklık olduğunun bilincindeydi. Bu sebepledir ki ahireti kazanmak için dünyayı, mesleğini bir vasıta görüyor ve İstanbul’da eğitim görmenin güzelliklerinden faydalanıyordu.

Doktor olduktan sonra ilmihalden çok İslam’ı gençlere her yönüyle anlatmak ve İslam’la yeni tanışacak insanlar için oldukça açıklayıcı bir kitap olan “İslamın Prensipleri”ni kaleme almış, ileriki yıllarda kitabın İngilizce tercümesi yanınlanmıştır. Amel defterinin vefat ettikten sonra da kapanmamasını sağlayan diğer önemli eserleri de Beyanü’l Hak, Osmanlıca Rehberi, Kıraat Kitabı, Tecvid’dir. Bir de “Aruz ve Ahenk” adında bir kitabı vardır.

 

“Bu vazifemizi yapmazsak ilahi mesuliyetten kurtulamayız.”

Ali Kemal Bey üniversite yıllarının son zamanlarında arkadaşlarının, çevresindeki gençlerin heyecanlarını gördükçe kendisi de heyecanlanıyor, bu gençliğe istifade edecekleri bir dergi çıkarmayı din borcu olarak görüyormuş. Devamlı “Gençlik!” deyip, “İslam’ın Nuru” adıyla çıkarmayı düşündüğü dergiden bahsederken dilinden düşürmediği gençliği de şöyle ifade edermiş:

“Bir Necip Fazıl Bey çıktı. Fransa’da okumuş. Mazisi öyle senin benim gibi değil. Dini kültürü de pek fazla değil. Fakat sırf imanı sayesinde, bir fikir kutbu oldu ve bir gençlik meydana getirdi. Konferansları çok heyecanlı oluyor,”

“Bir Ali Fuat Başgil Bey var. Hukuk profesörü. Gençler hep ziyaretine gidiyor..”

“Yahudi meselesinden başka bir şey bilmeyen Cevat Rıfat Bey var; aynı mevzuu yazar. Adam aynı bahisler için elli kitap yazıyor, ellisi de okunuyor!”

Ali Kemal yukarıda da dediğim gibi gençliğe çok önem veriyor, bu gençliğe dergi çıkarma yolunda bir adım atmazsa nasıl gittiği haccı soruluyorsa onun da sorulacağını aklından çıkarmıyormuş. Gücü yettiği halde hacca gitmemeyi, olduğu halde malından zekat vermemeyi, iyi müslüman olmamayı, müslümanlığı gereği gibi yaşamamayı, gençliğe hizmet etmemekle bir tutuyor.

“Bu vazifeyi görmezsek Allah bunu da soracak! Bu vazifemizi yapmazsak ilahi mes’uliyetten kurtulamayız,” diyormuş.

Ali Kemal derginin çıkış zarfında heyecanıyla, dergiyi anlattığı birçok kişiyi de heyecanlandırıyor, birçok kişinin dergide yazmasına vesile oluyormuş.

Ali Ulvi Kurucu Bey de etkilenerek ve heyecanla “İslam’ın Nuru” dergisi için şiirlerini Medine’den İstanbul’a yollarmış.

1951-1953 yılları arasında yayınlanan İslam’ın Nuru dergisinin yirmi dört sayısında birçok alim, mütefekkir ve gönül dostlarını,  dönemin nesliyle buluşturmuş, yazarların muhtevasıyla bir araya gelerek kaliteli ve unutulmuyacak bir fikir ve edebiyat dergisi olmuştur.

İstanbul’da olduğu vakitlerde sıkça irtibatta olduğu kişilerden ve eşraftan dergiye yazı gönderen birçok muhterem zat varmış.  Bunların arasında Sami Ramazanoğlu, Mehmed Zahid Kotku, Ömer Nasuhi Bilmen, Hasan Basri Çantay, Ali Fuad Başgil, Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu, Osman Yüksel Serdengeçti, Gönenli Mehmed Efendi, Abdurrahman Gürses, Said Çekmegil, Sabahaddin Zaim, Nevzat Yalçıntaş, Mimar Ömer Kirazoğlu isimler de var.

Talebelerini evlatları olarak gören bu isimler Ali Kemal Bey’in bir tıp talebesi olarak “İslam’ın Nuru” adında bir dergi çıkarmasını, gençlere hizmet etmesini şevk ile karşılıyor, aynı mesuliyeti kendi içlerinde hissediyorlarmış.

Dergi yazarlarından Nurettin Topçu ile Ali Kemal Bey’in bir hatırası ile yazıyı sonlandıralım:

Ali Kemal Bey siyaset konuşmasını da iyi bilirmiş. 27 Mayıs isyanından sonra sağ parti olarak kurulan Adalet Partisi’nin bir mitinginde halka şöyle seslenmiş:

“Aziz milletim, vefakâr Konyalılar, bu Cumhuriyet Halk Partisi, bu milletin insanına, geçmiş günlerde merkebe babam dedirtti.”

Bu söyleminden sonra cümlesini açıklamış ve CHP’ nin iktidar olduğu bir zamanda fakir olan halkın her malından kat kat vergi alınırmış. Halk da hayvanlarını saklarmış. Bir gün jandarma evi basmış, hayvan arıyormuş. Hayvanı yatırıp üstüne battaniye örtmüşler. Jandarma yatanın ne olduğunu sorunca  “Babam” cevabını vermiş Ali Kemal Bey. Bu hadiseyi anlatıp kürsüden indikten sonra Nurettin Topçu yanına gelerek “Doktor, çok tehlikeli virajlardan ustalıkla geçtin, aferin!” demiş.

Yazar Hakkında

Rumeysa ÇAKAN

1 Yorum

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com