ŞEHİR

Bir Amasya Şehrengizi

amasya

Merhabalar

Uzun zamandır yazı yazmayan ben, güzel ve şirin şehir Amasya’yı anlatarak yazı yazmaya dönüyorum. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın projelerine katılarak gezdiğim ikinci şehir Amasya.

Geçen sene gittiğim şehir ise Bolu’ydu. Gezinin ilk birkaç gününde seminer olmasından dolayı şehri keşfe çıkmamız biraz geç oldu. İlk keşfe çıktığımız zaman akşamüstü idi. Ve ilk durağımız Yeşilırmak kenarıydı. Belediye, ırmak kenarını fazlasıyla işlevsel hale getirmiş. İlk önce, sizi bir ev sahibi olarak Yeşilırmak karşılıyor. İsmine münhasır, yeşilimsi bir suyu var. Daha sonra ırmak boyunca uzanan eski ahşap evlere hayran kalıyorsunuz. “Orada nasıl duruyorlar yıllardır?” diyorsunuz . Sonra o şehri kuşatan dağına baştan sona göz gezdirmeye başlıyorsunuz. Bakarken dağın bazı yerlerinde oyuklar görüyorsunuz. Onları oymayı nasıl başarmışlar diye düşünürken Kızlar Sarayı diye bir tabelayı fark ediyorsunuz. Bu kadar tepede bir saray olması karşısında hayretini gizleyemiyor insan. Şehrin neredeyse gözetleme kulesi denilebilecek bir yerinde.

amasya

(Amasya’nın panoramik açıdan fotoğrafı) – (Yalıboyu evleri ve Irmak kenarı) *

Her gelen bu şehre bir anı bırakıp da gitmiş. Ama en güzelini muhtemelen Ferhat bırakmıştır. Dili olsa da konuşsa diyorum şu dağın. Ferhat’ın hikâyesini ondan dinlemek güzel olurdu kanımca. Hikâyenin gerçekliği ile ilgili hala şüpheler olsa dahi. Çünkü biz inanmayı tercih edenlerdeniz. Ferhat’ın deldiği söylenen yer, o kadar uzundu ki. Nasıl anlatsam sizlere? Nasıl bir sabrın ürünüdür orası. İnanmışlığın ve aşkın…

‘’Efsaneye göre Ferhat, Persler döneminde yaşamış ünlü bir nakkaştır. Sultan Mehmene Banu’nun kız kardeşi Şirin için yaptırdığı köşkün süslemelerini yaparken Şirin’i görür ve birbirlerine sevdalanırlar. Ferhat, Sultan’a haber salarak Şirin’i istetir. Sultan, kız kardeşini vermek istemez. Ferhat’ı oyalamak için Elma Dağı’nı delip şehre su getirmesini şart koşar. Ferhat, sevdanın verdiği aşkla dağları delmeye başlar. Mehmene Banu, dağı delip suyun akacağı kanalı tamamlamak üzere olan Ferhat’ın yanına yaşlı dadısını göndererek, Şirin’in öldüğü haberini ulaştırır. Ferhat, bu acı haber üzerine, elinde tuttuğu külüngü havaya atar, düşen külünk Ferhat’ın başına isabet eder ver Ferhat orada ölür. Ferhat’ın acı haberini alan Şirin korku ve heyecanla olayın geçtiği kayalığa gelir. Ferhat’ın öldüğünü görünce bu acıya dayanamaz ve kayalıklardan aşağı yuvarlanarak, orada can verir. Ve her iki sevgiliyi, can verdikleri kayalıklarda yan yana gömerler. Derler ki, her bahar iki mezar üzerinde iki gül bitermiş. Tam birbirlerine kavuşmak üzereyken, mezarların ortasında bir karaçalı peyda olur, iki gülün kavuşmalarını engellermiş.’’

Amasya Belediyesi akıllıca bir hamle yapıp, Ferhat’ ın deldiği kısmın yanına bir de Âşıklar Müzesi yapıp oranın canlanmasına sebep olmuş. Yanına da birkaç kafeterya, oturma alanı ve yeşillik. Şimdi kulağa yavan gelse de bunlar o sıcak havada, çok değerli oluyor. Âşıklar Müzesi adından da anlaşılacağı üzere birçok âşığı temsil eden bir müze. Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun hatta Romeo ve Juliet de dahil. Anadolu aşkları, ilahi aşklar bölümü olarak birçok bölümde ayrılmış. Müzenin girişi dar. İçerisi oldukça loş ve biraz da küçük. Girdiğiniz yerden çıkamıyorsunuz. Giriş ve çıkış için farklı kapılar tahsis edilmiş.

Processed with VSCOcam with b1 preset

Müzeden sonra gezimizin rotasını 1200’lü yıllara çeviriyoruz. 1266- 1267 yılları arasında yapılan Gökmedrese’nin yanındayız. Mavi renkli çinilerle süslendiğinden bu isim verilmiş kendisine. Anadolu Selçuklu mimarisinin en iyi örneklerinden birisi. Hem cami hem de medrese olarak kullanılan bir yapıt. Mavi renkte çinilerle ve ince işlemeleriyle Amasya’nın tarihi atmosferinde aklıma yer etmiş olan bir eser.

Daha sonra farklı bir müze ile geziye devam ediyoruz. Yine mi müze diyebilirsiniz? Evet, Amasya ‘da fazlaca müze var. Birçok deprem ve yangın gördüğü için tarihi eserlerin çoğu tahrip olmuş. Valilik de tarihi canlandırmak adına böyle bir çözüme başvurmuş. Şimdi müze deyince bize böyle bir sıkkınlık gelir. “Müze mi gezcez şimdi?!” lafları döner kalabalıkta. Amasya ‘daki müzeleri gördükten sonra “Başka gezmediğimiz müze kaldı mı?” diye sormaya başlıyorsunuz.

Amasya Müzesi, gezdiğimiz müzeler arasında en büyüğüydü. Eserlerin dağılışı bakımından da en geniş aralığın olduğu müzeydi. Roma’dan, Bizans’tan, Selçukludan ve Osmanlı’dan birçok eser vardı. Bir de mumyalar…

Müzede Bizans ya da Roma Dönemi -tam hatırlayamıyorum- su testileri, kaplar ve birçok heykel var. Bunların üzerindeki o ince işlemeler adeta bir sanat eseri hissi veriyor insana. El yazması birçok eser sergileniyor. El yazması en eski İncil’lerden birisi de bu müzede.

Gözlerim, en iyi işleme eserlerini burada gördü desem mübalağa etmiş sayılmam. Bir kapı kanadı ancak bu kadar sanatkârane olabilir. Kaç yılda yapıldığı bilgisi yazmıyordu. Kaç ustanın onlarla uğraştığı vs. Ama eser sizi yanına çekerek bağırıyor. Üzerimde emek var sabır var, diye. Amasya’ya giderseniz kesinlikle tavsiye edeceğim ilk yerlerden Amasya Müzesi.

Aşağıdaki bazı kaynaklar kullanılmıştır. Bazıları da Amasya hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler için verilmiştir.

  1. https://vimeo.com/33845246
  2. http://www.amasyakulturturizm.gov.tr/TR,59520/ferhat-su-kanali.html
  3. http://www.benolmeden.com/2014/08/ferhat-ile-sirin-asiklar-muzesi-amasya.html

Not: Amasya ile ilgili yazı daha bitmemiştir. Bu bir kısmıdır.

Fotoğraflarla daha uzun hale geldiği için iki bölümde yayınlama kararı aldık.

BONUS

Processed with VSCOcam with hb2 preset

‘’Merkezi bir yerde olduğu için, şehri gezmeye başladığınızda hemen dikkatinizi çekiyor. Etrafını boş bulmam tamamen anlıktı. Çünkü etrafı sürekli öz çekim” yapanlar ile dolu. Herhangi bir şehzadeye ait değilmiş. Tamamen görsel amaçla yapılan bir şey.’’

Yazar Hakkında

Müzeyyen Filiz

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com