EDEBİYAT Öykü

Büyüme Seremonisi

elif pala öykü

Bu öyküyü, sallantılı hayatını uçmaya adayan ve bize sevgiyi öğrettiği değerli bir eserini armağan edip ortadan kaybolan Antoine Marie Jean-Baptiste Roger Vicomte de Saint-Exupéry’e ithaf ediyorum

Küçük Prens’in gezegenine dönemeyip öldüğünü düşünüyordu kız. Muhtemelen o körü körüne sadık olduğu çiçeği de unutmuştu prensi. Kafasından geçenleri değerlendirip “Merhaba Yetişkinler Dünyası” dedi gülümseyerek.

İşteki ilk günüydü. Toparlak bir kadın gümbürdeyen topuk sesleriyle birlikte parfüm kokusunu yaya yaya ona doğru geliyordu. Topuk seslerini duydukça savaş meydanında mehter takımının ezgileriyle coşan askerler gibi gaza geliyordu. Davul topuklu sonunda yanına geldiğinde kız, hevesle parlayan gözlerini üzerine dikti. Beklediği gibi kadının sesi kendinden emin çıkıyordu. Yapması gereken işleri anlatmayı bitirip yeni kızın olanca çömez bakışlarıyla kendisini izlediğini görünce biraz nasihat etme ihtiyacı hissetti. Kadın, hevesli bir dinleyici bulduğuna sevinmiş olacak ki tavsiyelerini uzattıkça uzattı. Yeni elemanının zekâsından emin olamadığı için özet niteliğinde şunu söyledi bir de: “Bak şekerim. Basitçe ifade etmek gerekirse iş dünyası siyah noktalara benzer. Kurtulmak için güzellik salonlarına ve kozmetiklere onlarca para dökersin ama bakım yapmayı bıraktığın an yeniden biterler. Yani sürekli uyanık olmalı ve çalışmalısın. Çünkü ekmek aslanın kuyruğuna kaçtı.”

Kız, Küçük Prens burada olsa kesin: “Para kazanmak için neden bu kadar çabalamalıyım? Bununla ne elde edeceğim?” gibi sorular sorardı diye düşündü. “Eh, ne de olsa o bir uzaylı.”

dedi. ”Iııııh” sanırım bunu içinden söylememişti. Davul topuklu üstünün ona kuşkucu bakışlarla baktığını görünce tatlı bir şekilde gülümseyip hiç konuşmamış gibi davranmaya karar verdi. Kadın acıyan bakışlarla kafasını iki yana sallayıp gitti.

Zaman akıyor, yeni hayat tarzına alışmaya başlıyordu. O gün bir stajyer gelecekti. Sonunda onun da bir çömezi olacağına seviniyordu. Işıl ışıl parlayan gözler, kalın camlı gözlükler görmeyi beklerken boş bakışlarla bakan, çelimsiz ve gözlüksüz bir oğlan vardı karşısında. O zaman lens kullanıyordur, dedi içinden. Neler yapması gerektiğini saydıktan sonra sıra en sevdiği, hasretle beklediği kısma geldi: “Bak tatlım, iş hayatı siyah noktalar gibidir.”

*****

İş icabı inceleme için kırsal bir alana gitmesi gerekiyordu. İsteksizce hazırlanmaya başladı. Valizine ne olur ne olmaz diye bir spor ayakkabı da koydu ve topuklularını çekip yola koyuldu. Yolun bozukluğundan kaynaklı lunapark tadında bir yolculuk geçirdi. Evden kahvaltısız çıktığına şükrederek işe koyuldu.

Hava kararmış, topuklularla koşturmaktan yorgun düşmüş bir halde kalacağı yere doğru ilerliyordu. Acıya daha fazla katlanamayacağını anlayınca ayakkabılarını çıkarıp eline aldı. “Yarın sporları çekerim. Ayağımın bir şeyciği kalmaz.” diye düşünerek yürürken kulağına bir koyun sesi geldi. Sesin kaynağı bir evin damındaydı. Dama nasıl çıkmış diye düşünmedi. Dikenli gülleri yiyebilen bir hayvan dama da çıkardı, neden olmasındı. Köylülere sorsa “Bizim Atılgan bu. Haytayı durdurabilene aşk olsun.” şeklinde bir karşılık alırdı herhalde. Kafasını biraz daha kaldırınca gözü yıldızlara ilişti. Bir an nefesini kesti manzara. Sahi kaç zaman olmuştu yıldızları seyretmeyeli? Peki ya en son ne zaman saymıştı yıldızları? Bunu hatırlayamayışı ürpertti. Çok uzakta, küçücük bir yıldızda yaşayan dostu, bırakın yıldızların gülümseyişini görmemeyi, şehrin ışıklarından yıldızları hiç göremediğimizi bilse kahrolurdu. Umarım bunu öğrenmez, dedi. “Umarım pek sevdiği çiçeğini yemesin diye koyununa ağızlık yaptıran, bir tilkiden sevgiyi öğrenen naif gönüllü dostum o çölde ölmüştür de bunu öğrenememiştir.” dedikten sonra topuklu ayakkabılarını giyip yoluna devam etti.

Yazar Hakkında

Elif PALA

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com