KİTAP

Çağa Başkaldıran Çağdaş Nesil – 2

sezaikarakoc

Diriliş Neslinin Amentüsü kitabından bölümler sunmaya başladığım, ancak araya giren kişisel ve mesleki mesafelerden dolayı özür dileyerek kitap bitene kadar her bir bölümü her gün istifadenize sunmaya niyet ettim Allah’ın izniyle.

  1. Diriliş Ruhu Nasıl Olmalıdır?

“Velilerden, önder ve kahramanlardan, islâmı, islâm insanlığını, islâm yurdu olan Öz Ülke’yi savunanlardan örülü bir halka, bir insanlık halkasının izafet çerçevesi içindedir süreli olarak ruhum. Onları örnek alır. Onların havasını teneffüs eder.”

“Alimler, peygamberlerin vârisleridir” diyor Peygamber efendimiz (sav). Ân’da bize yol gösterecek şahsiyetlere ihtiyaç duyarız. Kendisinden sonra peygamber gelmeyecek olduğu için peygamber efendimiz, bize âlimlere itibar etmemizi bu hadis-i şerifiyle bildirmiştir. Yolumuzu kaybettiğimizde rehber olacak, karanlığa düştüğümüzde ışığı yakacak kimselere ihtiyacımız vardır. Madden göremediğimiz, diz dize oturamadığımız insanların gönüllerine bağlanmaya çalışırız. Çünkü gönlümüz onların gönlüne benzemek ister zîra onların gönlü de efendimizin gönlüne benzemek ister. Velhasılı bir diriliş eri olarak ruhumuzu islam sancaktarlarının ruhâniyetlerine bağlamalı, onları örnek almalıyız.

Ve Ruhu çevreleyen daireleri saymaya başlıyor üstâd;

“Onu(ruhu) çevreleyen ilk daire, eşyayla, tabiatla, toplumla, aileyle ilişkilerin ördüğü bir ağdır.Ancak bu realizm ağı, metafizikten gelen mutlak sistemden gelen pırıltılar ve ışıltılarla içten aydınlıktır.  Olay zerreleri maddenin zamana boyun eğişiyle hemen kararmaya yüz tutarsa, Allah’ın mucize özünden yarattığı ruh, bütün zaman ve mekan mesafelerini aşarak görünüşte en dıştaki (hakikatte en içte. Şahdamara bitişik) daireye yüzünü çevirir.

İkinci daire; tarih, kahramanlıklar, önderler, veliler hâlesi *(hâle: Ayın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen ışıklı halka)

Üçüncü daire; peygamberler dairesi.

Dördüncü daire; üçüncü daireyle iç içe “Kitaplar” dairesi.

Beşinci daire; insanüstüler bölgesi, melekler bölgesi.

Altınca daire; takdir dairesi… Kalem cızırtılarının işitildiği bölge…

Yedinci daire, tasavvuf dilinde, yine şüphesiz hakikat dilinden gelerek; ceberut bölgesi. Vahidiyet, Ehadiyet bölgesi. Zât alanı.”

Dıştan içe sayılan bu halkalarda ruha en yakın olan bölge, yedinci gölge. Ceberût bölgesi…

Bu çok derin bir konu, sizin sağlıklı bir okuma ve anlama çerçevesinde bu konuyu araştırmanızı öneririm lakin naçizane birkaç cümle söylemek gerekirse;

 Ruhların yaratılışında birden fazla âlem vardır. Ceberût,  ruhâni ve cismâni alemin arasında, ikisinden de hususiyetlere sahip olan âlem olarak okumuştum.

Şöyle bir şey de var yine bir yerde okumuştum;

“İnsan bedeni itibariyle nâsût âlemi’nde yaşar.
İnsan ruhu itibariyle melekût âlemi’nde yaşar.
İnsan vasıfları itibariyle ceberût âlemi’nde yaşar.
İnsan “zâtı” itibariyle lâhût âlemi’nde yaşar.”

Zaten Sezai Bey de şöyle diyor devamında;

“Ruhumun bir yandan rahmanî ve nuranî, öbür taraftan şeytanî ve zulmanî, beri taraftan nefsanî alâkalar ağıyla çevrili olduğunu biliyorum. Ruhum bütün bu alâkalar içinde kendisini dosdoğru, Allah’a götüren doğru yolun dışındakilerden uzak durma disiplinine ermeye gayret etmektedir sürekli olarak.”

Bölümün sonlarında, her konuda dengeli, aşırılıktan uzak olmamızı belirtiyor. Salt tarihin yanında hakikati de araştırmayı, batının yanında doğuyu da bilmeyi bunları yaparken de doğulu yahut batılı olmaktan uzak durmamızı belirtiyor. Çünkü İslâm’ın orta yol olduğunu bilerek bu dinin savunucusuyuz bizler.Ve biz, diriliş erleri ifrat ve tefritten kaçınmalı, bu uzak durma şuurunu ruhlarımıza aşılamalıyız.

Yazar Hakkında

Rumeysa ÇAKAN

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com