DÜŞÜNCE

Cuma Geceleri ile Ayın 15’ini 16’sına Bağlayan Gecelerin Hatırasına…

24

Üzerinde her gün görmeden yürüdüğüm toprak, bana ne kadar mahremmiş… Evet, aileniz, vücudunuz, sevdiğiniz ve çocuğunuz gibi mahremmiş. Siz bir merminin asfaltta açtığı deliğin acısını duydunuz mu hiç? Bir füzenin açtığı çukura bakıp içiniz acıdı mı? Kaldırımda kalmış kanlı bir ayakkabının ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Kan lekesi insanın bir elinden bir de ruhundan çıkmazmış, biliyordum ama taştan, o kaldırımlardaki taşlardan da çıkmazmış, hala çıkmadı o kanlar, biliyor musunuz?

“Şehit” diye okuduğunuz kelimenin anlamı öyle yüceleşti ki ruhumda, anlatmak için kelimeler ve cümleler seviyesine düşürmeyi denemeyeceğim bile. Şehitlik o kadar büyük ki her yanını idrak edemiyorum, anlatamıyorum. Kuytu ve karanlık köşelerde aklımda büyük törenler düzenleyerek anıyorum onları… Gözyaşlarına yer yok tabii ki bu törenlerde, gözümden akan yaşlar basit kalıyor, utanıyorum; “Korkak! Onlarla beraber kanını dökemediysen gözünden de yaş dökmeyeceksin!” diyor bir ses ve o sese hak veriyorum.

Üzerinden ne kadar geçti? Bilmiyorum ama hesap etmesem bir yıldan fazla oldu diyebilirim. Peki, ne oldu? İşte bu soru en can alıcı soru; Gerçekten ne oldu?

İtiraf edelim mi? Cesaretimiz var mı? Yoksa kin mi kusalım? İdam naraları mı atalım? Sanki kerametmiş gibi siyasi tespitler mi yapalım? Ben o kadar yüzsüz olmamaya çalışıyorum. Öyleydim, yüzsüzdüm, bilenler bilir. Artık olmamaya çalışıyorum.

Ne oldu?

Biz Allah’ı tanımayışımıza yenildik! İslam’ı anlamayışımıza yenildik!

Kuran’ı okuyup araştırmayışımıza yenildik! Bu cümleden itibaren 17 Aralık öncesi için soruyorum…

Dehşet içindeyim!

Şimdi Diyanette “bile” binlerce insan ihraç ediliyor. Birkaç kişi ama sadece birkaç kişi dışında hiç kimse, bu sümsüklerin, bu kahpelerin “itikadındaki bozukluğu” anlayacak kadar İslam’ı anlayıp da tepki koyamamış! 17 Aralıktan sonra ve şimdi konuşmaya başladıklarına göre, fark edenlerin çoğunda da İslam adına dik duruş gösterecek yürek yokmuş!

Çok uzun zamandan beri bu hainlere -yine yüreksizlik sebebiyle büyük çoğunluğu gizliden olmak üzere- muhalefet edenler yok muydu? Evet, vardı. Peki, gerekçeleri neydi? Büyük çoğunluğunun gerekçesi siyasi, ekonomik ve sair çeşitli menfaatlerin çatışması ve muhafazakâr olsalar dahi örgütlü bir İslami hayata –her nedense!- her hal ve şart altında karşı olmaları değil miydi?

İslam her niyet ve her ne şekilde olursa olsun bir sonucu istemez, olmazsa olmaz şekilde istediği niyet ve açık şekilde ön gördüğü yöntemlerle “eylem içinde olmanıza” değer atfeder! Sonuca zaten hiç bakmaz!

Yani bu köpeklere her düşman olanın da düşmanlığı, İslamî olarak sahih kabul edilemez, işte bu sebeple…

Kimler bu hainlerin hem kanının hem de itikadının “bozuk” olduğunu, gerekçeleriyle ortaya koyup doyurucu bir şekilde anlatabildi? Kaç kişi yukarıdaki yalancı sebepler dışında gerçekten “itikadi” sebeplerle bu hainlere karşıydı? Hangimiz bunların “itikadi” bozukluklarını hakkıyla anlatan o az sayıdaki insana inandık ve bir duruş gösterdik? Ve kaçımızın, bunların “itikadi” bozukluklarını hakkıyla anlatanları anlayacak ya da bu “itikadi” bozuklukları tespit edebilecek ilmi vardı?

Şimdi herkes ben bunların farkındaydım, biliyordum diyor ya, anlamıyorum. Farkındaysanız ve buna rağmen bunlar olduysa karşı koymadınız, hainsiniz, teslim olun. Yok! Farkında olamadıysanız ve yukarıdaki sorulara geçerli mazeretleriniz de yoksa tevbe edin, pişman olun… O da yok!

Şimdi bu sorulara biraz ara verelim ve bakalım -her kelimesini sonuna kadar hak etseler de- kötü sözler söyleyerek yüreğimizi soğutabilecek miyiz?

Fetullah, abisiyle, ablasıyla, işadamıyla, memuruyla, mütevellisiyle, gazetecisiyle avanesi de kendini dünyaya peşkeş çeken satılıklar! Kurdurdukları sahte evliliklerin mahsullerini de bu şekilde kişiliksiz ve satılık yetiştirecekler, eminim. Ama siz de emin olun, biz sizin nefesinizi nasıl kesitiysek, bizim çocuklarımız da sizin çocuklarınıza nefes aldırmayacak!

Ayrıca hala bunların adını anmadan darbe kınama oyunu oynayan FETÖ destekçileri de aynı şekilde hem satılık, hem de haindir! Kendini gizlemeye çalışanlar da var, biz yani bu şehitliğe âşık Müslüman millet, sizin bu namussuzluğunuzu da yer miyiz? Peşinize düşmeyecek miyiz?

Siz hainler anlamazsınız ama bizler birileri çağırdığı için sokağa çıkmadık. Varsa kulaklarımızda yankılanan bir çağrı, bu, 1400 yıldan beri yankılanmaktadır! Sizde olmayan, o bizi Rabbimize bağlayan “imanımız” bizi dışarı çıkardı. Tekbirler getirerek, kâfirlerle mücadele eder gibi taarruz ettik sizin köpeklerinize karşı.

Fakat…

Reis bir ayrım noktası oldu artık, bunu kabul edelim, siz de zaten biliyorsunuz. Zaten geceler boyunca beddua etmediniz mi? -Eminim benim gibi düşünen çok insan var- partisini bir kenara koyuyorum, Reis, nefsini ortaya koyarak her insan kadar olan hatalarıyla ve günahlarıyla bir mücadele veriyor ve duruş sizle bizi, it iziyle at izini ayırıyor.

Reis canıyla birlikte bir mücadele verdi, sevenleri de verdi. Bahçeli de bir mücadele verdi, sevenleri de verdi. Ezcümle “vatanını sevenler” hâsılı bir “millet” mücadele verdi, ben de çapsız da olsa bir mücadele verdim. O gece Reis de dâhil herkes “elinden geldiğince” bir mücadele verdi. FETÖ karşıtı mücadeleyi bir siyasi partiye yamamaya çalışan “yalancı aydınlar” zaten muhatabımız değil! Dikkat edin, o “yalancı aydınlıklar” artık bu ülkede herhangi bir muhatap da bulamayacaklar yakın zamanda. Değişen, dönüşen çok şey olacak, göreceğiz.

O gece dışarıdaydım, o günden beri de teyakkuzdayım. Kıymetsiz şu bir solukluk canımı vermek de dâhil her türlü mücadeleye de varım, Allah’ın izniyle…

Peki, kinimi haykırdım… Bütün bu kendimi tutamayıp söylediğim kötü sözlerden sonra soğudu mu yüreğim? Hayır. Soğuyacak gibi de değil. Neden? Allah’ı anlamamış olmak, Kuran’ı anlamamış olmak, bunların “itikadi” bozukluklarını hakkıyla fark etmemiş olmak ve yukarıda dediğim gibi İslam’ın istediği doğru gerekçelerle bu hainlere muhalefet etmemiş olmaktan dolayı canım yanıyor…

Sadece benim mi bu sebepten canım yanıyor? Siz rahat mısınız gerçekten?

Hadi gelin, mücadelenin, hainleri en çok korkutacak formuna adım atalım; Meal okumaya başlayalım… Hatta delikanlıca itiraf edelim, meal yeterli değil, bir tefsire başlayalım! Araştıralım, yakınlarımızda, az bir çabayla katılabileceğimiz itikad, fıkıh, tefsir, hadis çalışmalarına dâhil olalım, ailemizi de dâhil edelim… Arapça bilmiyoruz, hadi öğrenemeyeceğiz, çocuklarımızın Arapça öğrenmesi için adım atalım. Onların aklını alalım bu mücadelemizle! İnşallah!

Yaşım ilerledikçe anlıyorum ki… “Günahsız insan yok, sadece tevbe edemeyen insan var.” Tevbe, Rabbimin, büyük ve asla kimseden esirgemediği bir rahmeti, eğer “Ben haksızım, Rabbim sen haklısın!” diyecek cesaretin varsa! Allah bizi en küçük günahlarımıza karşı bile esaslı tevbelerle müşerref kılsın. Âmin. Bu Müslüman millet, sizin gibi hainler için beddua etmez, ben de edemem. Başınızdaki o yalancı çoban da anlayamaz Anadolu insanını, siz de bilmezsiniz… Duam, Allah size de hakkıyla yaşayacağınız bir tevbe nasip etsin! Âmin.

Canım yanar, kendime kızarım, başka. Ama size beddua etmem, tevbe dilerim, bu da ayrı. Tevbe Rabbinizle sizin aranızda, bizi ilgilendirmez, bunu da unutmayız. Tevbenizi Rabbim öte dünyada kabul etsin, inşallah. Ama bu dünyaya gelince…

Kin, kutsal bir duygudur. Kinimden, canım bedenimde durdukça vazgeçmem! İntikam ise zorunlu bir fiildir, soğukkanlı bir şekilde, özenle ve zekice yerine getirilmelidir… Göreceksiniz bunu. Hakkıyla yaparsanız Rabbim tevbelerinizi kabul eder, inşallah, O Adil’dir. Ama bu dünyadaki adaleti de biz Müslümanlara bıraktı…

Kendi adıma tek ve büyük üzüntümü ifade etmek isterim, çok büyük bir fırsat kaçırdım… Böyle haklı ve böyle yakın bir şahadet fırsatı bir daha gelir mi? Resmen şahadet ayağımıza başkentimize, hatta mahallemize, sokağımıza kadar gelmişti. Lakin Allah’tan ümit kesilmez… Bir dahakine daha hazırlıklı olacağız! Değil mi Yahya? Değil mi İbrahim? Değil mi kardeşim?

Yazar Hakkında

Mehmet BOYNİKAR

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com