Deneme DÜŞÜNCE

EN BÜYÜK OLAY BURDA!

13669744_1298188026865787_3665744052964004838_n

Flaş, flaş, flaş! Kâinat yeniden dirilmek üzere ölüyor! Bahar cenazesi, maziye gidiyor. Her bir ağaç, çiçek, yaprak ve çeşit çeşit nebatatlar, manalarını ifade etmiş, vazifelerini bitirmiş, gayb âlemine geçiyorlar. Bize keyif ve heyecan veren yepyeni bir kış sahnesi geliyor! Bu sahnenin bir yönetmeni olmalı? Çünkü “…Bütün yıldızları elinde tutmayan, bir tek zerreye Rab olamaz…”(1) Bir sonbaharı getiren, başka bir sonbaharı da getirebilir. Ancak sonbaharı yöneten onun her şeyini bilebilir. Mesela bir elmanın yetişmesi için güneşin kaç derecelik açıyla gelmesi gerektiğini, ne kadar suya ihtiyacı olduğunu ancak onu yaratan bilebilir. Tefekkürü daha da genişletirsek; aynı arzdan, ebat değişmeden hem yaz hem kış çıkıyor. Aynı kanunla, hem yeryüzünün hem kuşların  giysisi değişiyor. Bu fiiller gerçekleşirken, sonbaharın hareketliliği başlıyor. Bir misafirhane dünyasından, misafirler gidiyor. Sararmış yaprak süzülerek, rüzgârın o hoş arkadaşlığıyla beraber, gökyüzü mavisini de yanına alarak uçuyor. Ağaçtan ayrılmış, gidiyor… “Bu dünya memleketine ve misafirhanesine gelen her bir misafir…”(2) olma hakikatiyle gidiyor. “…Demek her fani bir vücudu terkeder.”(3)  kaidesiyle ayrılıyor. Mahlûkat bir hareket halinde, durmuyor, gidiyor. Bu hareket şu soruları aklımıza getiriyor: Peki ben;

-Nereden geliyorum?

-Nereye gidiyorum?

-Ne ile vazifeliyim?

Bu soruları bize unuttursalar da, kâinat her seferinde hatırlatıyor. Her bir sanat, üzerindeki tevhid nakışlarının okunmasını bekliyor. Her eşya Allah’ın mührünü gösteriyor.

Her gün gereksiz, faydasız bilgiler içinde boğulan, imanını kurtaracak hakikatlerden habersiz olan insan, bu sefer kâinatı okumaya karar veriyor. İskambil kâğıdındaki manayı değil, mahlûkattaki ilimleri, sırları çözmeye çalışıyor. Bir tabiat mekanını ziyaret ettiğinde selfielere ara verip, bir eser okuyarak; rüzgarın, yaprağın, suyun, bulutun yaratılış hikmetlerini düşünüyor. Bir çiçeğin üzerinde Allah’ın güzellik sıfatlarını gördüğü gibi, imtihanlarındaki güzelliği de görüyor. “Bir saat tefekkür bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır.” müjdesiyle tefekkür ibadetini gerçekleştiriyor. Kendisine şu soruları soruyor: Fıtratında taşmak olan o denizleri yerinde durduran kim? Yer ile hava arasında muallâkta kalan o bulutu havada tutan kim? Anlıyor ki her yerde ve her şey de Allah’tan başkasının tesiri yok! Sebeplerde tesir arayanların inadına her şeyin Allah’ın izni ile gerçekleştiğine inanıyor.

Güneş zaten doğuyor, gece zaten gündüz olacak, derken bu fiilleri ne kadar da basit görüyor insanoğlu. Kâinatı okuyan insan “zaten” kelimesini kaldırıyor cümlelerinden. Başlıyor tefekkürüne “Allah’ım,  güneşi kudretinle yağsız, gazsız yandırıyor, hiç söndürmeden  bizi ısıtıyorsun. Biz yine senin, gecelerimizi aydınlatmana muhtacız. Çünkü güneş senin emrini bekliyor. Sanki bütün kâinat senin aşkını konuşuyor. Bir kuş dahi sana olan aşkıyla ötüyor. Deniz dalgalarının nağmesinden çıkan aşk  hep sana… Rahmetin nimetlere bürünmüş halde önümüzde…” Bu kısa tefekkürden sonra aslında ara sıra aklına gelen ama hep unutturulan, o sorular geliyor yine aklına.

-Nereden geliyorum?

-Nereye gidiyorum?

-Ne ile vazifeliyim?

Bu tılsımlar çözülmeyi beklerken biz Amerika’nın yeni Başkanı “Trump”ı konuşuyoruz. Kâinatın yeni mevsim Başkanı “Kış”ı konuşmak ise ruhun asıl ihtiyacıdır.

(1)Risale-i Nur

(2) Risale-i Nur

( 3)Risale-i Nur

 

| Yeşim BÖLÜKBAŞI

Yazar Hakkında

İmsak Dergisi

İmsak Dergisi

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com