Deneme

Eşitlik

img_20150831_191303

Eşitlik! Kadın erkek eşitliği. Son yüzyılda ortaya çıkan bu söylev artık hayatın her yerinde karşımıza çıkmakta. Bu yazımızdaki amacımızsa bu konuyu düşünsel kökeni ve bu yolla varılmak istenilen noktayı anlatmaya çalışacağız.

İlk olarak cevaplanması gereken soru eşitlik kavramıdır. İki veya daha fazla şey arasında eşitlikten veya eşit olmama halinden bahsedebilmemiz için karşılaştırma yaptığımız şeyler arasında ortak noktalar olması gerektiği gerçeğidir. Karşılaştırma ortak paydaya sahip olan şeyler arasında yapılabilir. Kadın ve erkek arasında ise bir eşitlikten bahsedemeyiz zira kadın da erkek de farklı varlıklardır. Kadının kadınlık ciheti ile sahip olduğu fiziki ve ruhi özellikler, erkeğin erkeklik cihetiyle sahip olduğu fiziki ve ruhi özelliklerinden farklıdır. Dolayısıyla ortak nokta olmadığından bir eşitlikten söz edilemez. Ancak kadın ve erkeğin ortak noktası, ortak paydası, insan olmaktır.  Bu ortak paydada bir karşılaştırma yapılabilir ancak. Kişinin sosyal yaşamda edineceği statüyü de sahip olduğu fiziki ve ruhi özellikler belirler. Bundan dolayı kadın ve erkeğin sosyal yaşam içerisinde daha çok geleneksel olarak edindikleri belli başlı konumlar varsa da bu edinilen sosyal statüler aslında bir nevi doğal seleksiyondur. Yani zamanla kişilerin kendi fiziki ve ruhi şartlarına uygun olarak uygun yerde yer alması olayıdır. Bu konuyu ileride daha geniş bir biçimde ele alacağız.

Gerçek şu ki kadın hakları, feminizm ve kadın erkek eşitliği gibi birçok söylemin çıkış noktası sanayi devrimidir. Sanayi devriminin bir sonucu olarak insanın fiziki gücünün fazla bir önemi kalmamıştır. Zira işin güç gerektiren kısımlarını makinalar yaparken insanlar bu makinaların kontrolünden sorumlu hale gelmiştir. Haliyle buda erkeğin yapabileceği ağır işleri kadınların hatta çocukların bile yapabilmesine zemin hazırlamıştır. Kadınlar çalışmak zorunda bırakılmış ancak erkekler ile aynı ücreti alamamışlardır. Ayrıca istihdam edilen kadınlar yanlarında çocukları ile birlikte istihdam ediliyor onlara ise ek bir ücret verilmiyordu. Bu dönemde çalışmak zorunda olmayan kadınlarda da vardı tabiki. Onlar ise işçi olarak kapitalist sisteme alet edilemeyince, feminizm söylemi ve kadın dergileri ile tüketici olarak sistemin içerisine çekildi.

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için modernite ve kadın, sosyal yaşamda kadının yeri, tüketim toplumu ve kadın, medya ve kadın…  gibi daha bir çok konuyu ele almamız gerekse de bunlar yazımızın konusu olmadı için konuşmayacağız. Ancak tüm bu anlatımların sonucuna gelecek olursak kadın erkek eşitliği söyleminin temel kaynağı kapitalist sistem ve bu sistemin işçiye ve tüketiciye olan ihtiyacıdır. Ortak bir paydaya sahip olmamasına rağmen kadın ve erkek işçi, çalışan paydasında eşitlenmeye çalışılmaktadır. İşçi paydasında eşitlenemeyen kadınlarsa tüketici statüsünde istihdam edilmektedir.

Kadın ve erkeğin çalışan paydasında eşitlenmesi sonucu evlerimizde boşalmış, amaçsız barınaklar halini anlamıştır. Bu sözümle söylemek istediğim az çok anlaşılmıştır diye tahmin ediyorum ve bir evde kadının eksikliği konusu daha fazla anlatmayacağım bu yüzden, ancak bu olayın medeniyet ile olan ilişkisini es geçmemek lazım. Medeniyetin maddi ve manevi olmak üzere iki temeli vardır. Bir medeniyet ancak bu ikisinin bir arada yükselişi ile kurulabilir. Çok basit bir örnek olarak Süleymaniye ile devasa gökdelenleri karşılaştırarak bile anlayabiliriz bu olayı. Süleymaniye maddi bir eser olmasına karşın üzerinde yükseldiği bir milletin manevi değerleri ile kalıcılığı yakalamıştır. Oysa Süleymaniye’den çok daha iyi maddi işçilikle yapılmış olan gökdelenler manevi atmosferden mahrum kalarak beton yığını olmaktan öteye geçememiştir. Tıpkı bunun gibi manevi atmosfer önce kişide, sonra toplumda oluşur ve bu toplum içerisinden medeniyeti oluşturacak şahıslar çıkar. Söylemek istediğim noktaya gelirsek aslında bizim asıl kaybımız Fatih Sultan Mehmet’ler değil evladını abdestsiz emzirmeyen, evladın ilk fikir hocası olan Hüma Hatun’lardır. Bizim asıl kaybımız Ebu Hanife’ler değil Ebu Hanife’yi yetiştiren kör, sağır, dilsiz* annelerdir.

*Şemseddin-i Sivasi’nin Menakıh-i İmam-ı a’zam isimli eserinde şöyle yazılıdır:

İmam-ı  a’zamın babası Sabit (rahmetullahi aleyh) küçük yaştan beri ahlakı temiz, takva ve vera sahibi idi. Yüzü gayet nurlu olup zühdü, salahı ve ilmi pek çok idi.

Bir gün bir dere kenarında abdest alıyordu. Suda bir elma gördü. Abdestten sonra suda çürüyüp gidecek olan bu elmayı alıp yedi. Fakat tükürüğünde kan gördü. Şimdiye kadar böyle bir hâl görmediği için tükürükteki kanın bu elmadan ileri geldiğini tahmin etti. Yediğine pişman oldu. Elmanın sahibini bulup helalleşmek için dere boyunca gitti. Nihayet yediği elmaya benzeyen bir meyve bahçesi gördü. Sahibini sordu. Bu zatın gayet cömert ve ihsan sahibi olduğunu, hatta ağaçta bulunan bütün elmaları toplayıp götürülse yine bir şey demeyeceğini, bir elmanın ne ehemmiyeti olacağını söylediler. Buna rağmen elmanın sahibini buldu, meseleyi anlattı, ya parasını almasını veya helal etmesini istedi.

Bahçe sahibi gencin bu halini görünce takva ve verasının doğru olup olmadığını öğrenmek için şöyle dedi:
– Yediğin elmam için ne vereceksin?
– Altın gümüş neyim olsa veririm.
– Ben altın gümüş istemem ama, eğer kıyamette senden davacı olmamı istemezsen bir teklifim var, onu kabul etmen gerekir.
– Teklifin nedir?
– Yapacaksan söyleyeyim…
– İslamiyet’e uygunsa yapabilirim.
– Kör, sağır, dilsiz ve kötürüm bir kızım var, bununla evlenmeye razı olursan o zaman elmayı sana helal edebilirim.

Sabit hazretleri ahirete kul hakkıyla gitmemek için bu teklifi kabul etti. Düğün hazırlığı yapıldı. Sabit hazretlerinin ilk gece odaya girmesiyle çıkması bir oldu. Hemen kayınpederine koşup, (Efendim, bir yanlışlık var galiba, içeride sizin bahsettiğiniz vasıflarda bir kız yok, tam tersi!) Kayınpederi tebessüm ederek, (Evladım o benim kızımdır, senin de helalindir. Ben sana kör dediysem, o hiç haram görmemiştir. Sağır dediysem, o hiç haram duymamıştır. Dilsiz dediysem, o hiç haram konuşmamıştır. Kötürüm dediysem, o hiç harama gitmemiştir. Var git helalinin yanına, Allahu Teâlâ mübarek ve mesut etsin.)

| Sefa YERLİ

Yazar Hakkında

Hüseyin YILMAZOĞLU

Hüseyin YILMAZOĞLU

Herkes gittiğinde kalabilecek kadar cesur gerektiğinde bütün işleri tek başına yapabilecek kadar güçlü olma düsturu ile hareket etmeye çalışan, yenilikçi bir bakış açısı ile hareket etmeyi seven dertli bir ademoğlu.

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com