SÖYLEŞİ

Gülden Sönmez İle Söyleşi

13083303_1089804794419406_6028927933416464619_n

KISACA KENDİNİZDEN BAHSEDER MİSİNİZ?

 

1969’da Sivas’ın küçük bir nahiyesinde dünyaya geldim. Bir demirci ustasının kızıyım. İmkânsızlıklar içinde bir çocukluk yaşadım. Ortaokul ve liseyi de orada okudum. Sonra oradan üniversiteyi kazanmış ilk kişi olarak üniversiteyi kazandım ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’e 1985 yılında başladım. Çocukluğumun geçtiği yer karma bir yerdi ve o yıllar da hareketli yıllardı. Etrafımda çok kavganın, gürültünün, sorunların olduğu, gerginliklerin olduğu bir çocukluk hatırlıyorum ve toprak ana hatırlıyorum. Tüm oyuncaklarımız topraktandı. Çamurdan yapardık, dağılırdı. Ama yine de sade çok doğal ortamda bir çocukluk yaşadım. 85 yılında hukuk fakültesine başladım. İlk aktif yıllarım üniversite yıllarımdı. Bizim üniversite yıllarımız çok politik yıllardı. Her gün eylemler, olaylar olurdu. Hızını alamayan çatışmalar da olurdu. Onlar hoşumuza gitmezdi ama çok aktifti o yıllar. Bir de üniversite sıralarında hangi görüşteyseniz o görüşte olan kişilerin manifesto gibi derslerde sunumlar yaptığı, derslerde çata çat felsefi tartışmaların yapıldığı ve  çok derinlikli okumalar ve yorumları olan bir üniversite gençliğiydi bizim jenerasyon. Ben de o dönem sol gruplar içerisinde aktif birisiydim. Sonra üniversite bitti. Üniversiteden sonra o yıllarda da özellikle insan hakları konusuna nerede bir haksızlık varsa ona karşı gelme konusunda çocukluğumdan gelen bir şey vardı. Kim kime zulüm ediyorsa gidip durdurmak için müthiş bir iştah üzere büyümüşüm. Bilmiyorum, kaynak neredendir. İnsan hakları konusuna çok ilgim vardı. O yıllarda da insan hakları mücadelesi için özellikle solun içerisinde  yaptığımız o mücadeleler bana çok doğru, çok  yerinde geliyordu. Hala da öyle bakıyorum ama din konusunda solla uyuşamadığımız için solda da sürekli tartışma içindeydik. Ben inançlı bir insanım ve Allah’la İslam’la olan mevzularda solla da bir kan uyuşmazlığı vardı. Sonraki yıllarda da, 1994’de evlendim, 1996’ya doğru örtünmeye karar verdim. O dönem aynı zamanda avukatlığa da başladığım dönem. Öğrenciliğimde çalıştım. İş yaptım. Öğrenciliğimde  çalışarak okudum. Bu bana epey bir hayat tecrübesi kazandırdı. 96’da örtündüm. Örtündükten sonra hayatımı tamamen İslami çalışmalara verecek şekilde yeniden dizayn ettim. Eşimle beraber yaptık bunu. Eşimle üniversiteden beri arkadaşız. Solda beraberdik ikimiz de. İkimiz beraber hayatımızı değiştirdik. Tabi 28 Şubat benim kapandığım yıllar. Başörtülü kadınlara, İslami kimliğine sahip dindar kesime yönelik baskılar derken ben kendimi yine mücadelenin ortasında buldum. Okul önlerinde genç kızlara yönelik onlara destek veren genç erkek üniversite öğrencileri karakollara düştü. Ben gece gündüz karakolda. Gençleri karakoldan çıkarmakla meşgul bir avukat, gündüz üniversite önlerinde başörtülü kızlara tutanak vesaire destek olan avukat derken böyle bir furyanın içerisine girdim ve sivil toplum çalışmalarına  o dönemde başladım. O yıllardan beri de siyasi hiçbir çalışmanın içinde bulunmadım ama sivil toplum alanında insan hakları mücadelesi konusunda halihazırda hala uğraşıyoruz. 20 yılı da geçti. Halihazırda İHH’nın yönetim kurulu üyesiyim. Dünyanın birçok yerindeki ve Türkiye’deki ihlallerle mücadele için de uğraşan birisiyim.

 

YÖNETİMİNDE BULUNDUĞUNUZ BİR YARDIM KURULUŞU VAR. DİĞER KURULUŞLAR GİBİ İNSANİ YARDIM YAPIYOR FAKAT DİĞERLERİNDEN  FARKI NEDİR?

 

Sadece yardım götürmüyor. İHH’nın en önemli farkını adından da anlayabilirsiniz. İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı. İHH’nın misyonu salt yardım götürmek değil. İnsanları  yardıma muhtaç eden politikalarla mücadele etmek. Bir karşı duruş aynı zamanda. Neden insanlar el açarak yaşamak zorunda kalsın? Neden insanların ülkeleri bir başkaları tarafından işgal edilsin? Neden bazı silahlar bazı insanların üzerinde denensin ve onların çocukları yetim kalsın, yardıma muhtaç yaşasın? İHH kendini, sorgulayan, adaletsizliklere itiraz eden, insanları yardım almak zorunda bırakan politikalarla mücadele eden, işgaller savaşlarla mücadele eden bir kurum olarak konumlandırıyor ve bunu Bosna Savaşı sırasında yapıyor. İlk kurulduğu zaman. Yani Amerika Irak’ı işgal edecek, bir milyon tane yetim kalacak, biz onlara yardım etmek için kendimizi dizayn etmekten önce Amerika gelip Irak’ı işgal etmesin diye mücadele etmek. Bunu oluşturan sebepleri ortadan kaldırmak, böyle bir bilinç oluşturmak. Evet sonra da yetim olana, muhacir olana, muhtaç olana yardım etmek. İHH’nın böyle bir misyonu var. Farklı, salt bir yardım kuruluşu değil. İşte ben de bunun için buradayım. Bir mücadele kuruluşu olduğu için ve adalet perspektifiyle baktığı için İHH’dayım. Yoksa salt yardım herkesin yapabileceği şeyler.

 

GÜNÜMÜZ İSLAM ÜLKELERİNİN GENÇLERİNİ BU MÜCADELE KONUSUNDA NASIL BİR YERDE GÖRÜYORSUNUZ?

 

Arap Baharı’nı iyi okumak lazım. Yüz yıl önce bir Ortadoğu, Kuzey Afrika, bir dünya kurdular ve Arap Baharı’nı başlatan, o ilk Buazizi’nin kendini yakma süreçlerini hatırlarsanız gençler yüzyılın sonunda aslında internet imkanından da yararlanarak birbirlerinden haberdar oldu. Olumlu şeyleri de olumsuz şeyleri de gördüler. Kim nasıl yaşıyor, kim nerede ne yapıyor? Baktılar ki özellikle Ortadoğu’nun çocukları Kuzey Afrika’nın Asya’nın çocukları baktılar ki dünyada birileri bir nizam kurmuş ve biz sadece figüranız. Bizim üzerimizden oynuyorlar. Bizim ortaya koyduğumuz emek bizi ne onurlu kılıyor ne özgür kılıyor diye düşünüyorlar. Metrix filmindeki kahramanın sisteme enerji üreten bir pil  olduğunu fark etmesi gibi. Uyandı gençlik. Hatırlayın Arap Baharı gençlerinin Mısır’da, Suriye’de, Libya’da, Tunus’ta Yemen’de ortak açtığı bir pankart vardı. Game over. “Oyun Bitti” Biz artık sizin oyuncağınız olmayacağız, biz sizin figüranınız olmayacağız. Biz kendi inancımızı, kendi referanslarımızı, kendi mücadelemizi sürdüreceğiz ve kendi hayatımızı kendi inancımıza göre dizayn edeceğiz. Size üretmeyeceğiz. Kendimiz için üreteceğiz. Kendi inancımıza göre yaşayacağız, dediler ve sürpriz bir şekilde başındaki diktatörleri devirdiler. Fakat bunu nasıl dizayn edeceğimize dair bunun uzun soluklu düzlemini planlayamadılar. Belki onlardan bunu bekleyemezdik. Çünkü zaten Tunus ezilen, liderlerin çoğu hapiste, sürgünde olan bir ülke. Mısır’da İhvan hareketi zaten neredeyse ya hapiste ya da yerin altındaydı. Hiçbir şey yapacak durumda değildi. Türkiye ile karşılaştıramayız. Türkiye 28 Şubat’ta zulümler gördü. Türkiye’nin örnekleri farklı, Kuzey Afrika’nın, Ortadoğu’nun farklı. Buradan doğru okumayı yapmamız lazım. Bizim gençlerimiz itiraz ediyorlar. Müslüman gençler itiraz ediyorlar. Başka bir hayatın mümkün olduğunu görüyorlar ve bunu dizayn etmek istiyorlar. Onurlu ve özgür yaşamak istiyorlar. Kendi ülkelerini birbirlerine üreten birbirlerine kendi emeklerinin peşkeş çekildiği bir dünya istemiyorlar. Adil bir dünya istiyorlar. Evet, Mursi çok şedit bastırıldı, Rabia Meydanı çok şedit bastırıldı. Tunus’ta bir sürü oyun dönüyor. Ben inanıyorum ki İslam ülkelerinin gençleri nihayetinde artık tekel bir dünyadan, tekel bir medyadan beslenen, birilerinin oyuncağı olan, ezilen gençler olmayacak. Bizim gençlerimiz artık üretiyorlar. Kendileri yeni şeyler kurguluyorlar, yeni bir siyaset dili kurguluyorlar. Hukukçu gençlerimiz yeni yeni arayışlar peşinde. Daha iddia sahibiler ve bu çok sevindirici bir şey. Dünyanın her tarafındaki Müslüman gençler artık birbiriyle görüşüyorlar, birbirleriyle tecrübe paylaşıyorlar, birbirlerine gidip geliyorlar. Ben bunun çok büyük bir güç birliği ile dünyanın ihtiyacı olan adaleti inşa edeceğini düşünüyorum. Yeni Bir Dünya kurgulanacak ve bana göre bunu ezilen İslam ülkelerinin ezilmiş onurlu gençleri kuracak. Bunda da Türkiyeli gençlerin çok önemli bir fonksiyonu olacak.

MÜCADELE DEYİNCE AKLINIZA NE GELİYOR?
Allah resulü. En güzel Allah resulünun  ortaya  koyduğu  hayat, örneklik. Niçin ve nasıl mücadele etmeliyiz? Hedefimiz ne olmalı, yöntemlerimiz ne olmalı? Kiminle beraber mücadele etmeliyiz ve neye karşı mücadele etmeliyiz? Bana göre en iyi öğreticilik onda. O kadar güzel yaşıyor ve nelerle karşılaşıyor. İnsan ne acılar, ne sıkıntılar yaşıyor… Zaman zaman yalnız kalıyor, zaman zaman hakarete uğruyor. İşkence görüyor, aç kalıyor. Etrafında önce bir avuç insan onunla beraber. O bir avuç insanla hicret ediyor. Muhacir oluyor. Zaman oluyor Ensar oluyor.  Zaman oluyor silahlı mücadelenin içerisinde bulunuyor. Her şeyin örnekliği onun hayatında var ve bugün bütün dünyada, yeryüzünde yaşanan bütün mücadelelerin hangisine bakarsanız bakın “Allah resulü ne yapmıştı?” derseniz hepsinin bir örneğini bulursunuz. Ondan öğrenmemiz lazım. Kutlu doğum haftalarında bir sürü aktivite düzenleniyor. Salonlarda konuşmakla olmaz. Onun örnekliğini alıp tam olarak hayatımıza geçirmemiz lazım. En büyük devrimci, en büyük mücadeleci, en adil mücadeleci, en sağlam direnişçi, en sağlam motive ile direnen insan. Kim varsa herkesi yanına almayı isteyen,yanındakileri kalabalıklaştıran bir Allah resulü var. Dikkat edin, İslam’a açıkça karşı olduğunu, savaş açtığını ikrar edenler hariç yani “Ben İslam’la savaşacağım. Sen benim düşmanımsın” diyenler hariç en cahil ya da Yahudi, Hristiyan, putperest, kim olursa olsun herkesi sanki kendi evladı cehennem ateşinin dibinde yürüyormuş gibi “Aman” deyip tutup çeken bir Allah resulü. Kendi mücadelesine yoldaş almış onları. Kendi mücadelesine arkadaş almış onları. Rengi, cinsiyeti ne olursa olsun…

Orada mesela kadınların bu mücadelede yer alış şekli çok önemli bir örneklik teşkil eder. Şehit olanlar, mücadelenin içinde olanlar, ilmini öğrenenler, öğretenler, ilk inanan Hazreti Hatice’nin iman etme teslimiyeti. Bunların hepsi bize örnektir. Allah resulü Müslüman genç hanımlara da bir Müslüman, bir mümin kadının nasıl bir mücadeleci olduğunu öğreten bir insandır. “Allah size emretti” diyor. Evet Allah bize Kur’an’da emretti. Zulme karşı durmayı, cihat etmeyi, bütün anlamları ile Cihat etmeyi, aynı zamanda iyiliği yaymayı, kötülükten sakındırmayı, İslam ahlakını öğretmeyi, İslam ilmini öğretmeyi, öğrenmeyi ve amel etmeyi. Yani bir mümin erkek ve mümin kadın aynı şekilde Allah için mesuliyetini kulluk vazifesi olarak yerine getiriyor. Zaman zaman erkeklerin başka mesuliyetleri zaman zaman kadınların daha farklı mesuliyetleri olabilir ama biz cennetin yolunda, Allah yolunda eş sorumlulukta yoldaşlarız. Zaman zaman yaradılışta farklılık arz etse de o anlamda Allah resulünden Müslüman bir kadının mücadeledeki yerini anlatması anlamında alacağımız ve öğreneceğimiz, hayatımıza geçireceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum.

 

MÜCADELECİ BİR HANIM OLARAK BİZLERE NELER SÖYLEYEBİLİRSİNİZ?

 

Kendi cennetimizi kazanmamız lazım. Sizler gençsiniz. Belki çoğunuz bekarsınız. Yarın bir gün evleneceksiniz ama nihayetinde bir babanın da kızısınız. Babalarımız ve eşlerimiz İslam’ı çok güzel bir şekilde yaşasalar, çok güzel anlatsalar, bu bizim cennetimize fayda sağlayacaktır. Bizler de güzel Müslümanlar olduğumuz zaman inşallah onların cennetine fayda sağlayacağız. Tıpkı arkadaşlarımızı cennet yoluna yönlendirmemiz gibi. Ama şunu unutmayalım ki öbür tarafta tek tek hesap vereceğiz. Herkes kendi defterinden sorumlu. Suriye zulmüne karşı ne yaptınız dendiğinde eşiniz ayrı kendiniz ayrı  hesap vereceksiniz. Nihayetinde bilmem kimin eşi, bilmem kimin kızı, bilmem kimin annesi olmaktan önce tek başımıza Allah’ın kulu olarak hazırlıklı gitmemiz gerekiyor. Bu hazırlık ise Kur’an ve sünnet perspektifinden bir hayatla mümkün olabilecek bir hazırlık. Rabbimizin bize verdiği sorumlulukları aynı zamanda yapabilelim diye verdiği özgürlükler ve hakları kullanarak yapmamız lazım. Kadın olmamız erkek olmamız hiç fark etmiyor. Cinsiyetimiz hayatımızın günlük rutinindeki dizaynında rollerimizde farklılıklar oluşturur. Allah’a kulluk etmemizde farklılıklar oluşturmaz. Bunu yanlış anlıyoruz. Zannediyoruz ki iyi bir eş iyi bir anne olmak bizi  kurtarır. Elbette iyi bir eş iyi bir anne olmak önemli ama iyi bir kul olamayan iyi bir anne de olamaz, eş de olamaz. Televizyon haberlerinde gördüğü zulüm, Suriye’deki kadınlara tecavüz, her gün öldürülen çocuklar, Afrika’da ölen çocuk, her gün fuhuş batağına saplanan genç batılı bir genç kızın hikayesini gören bir Müslüman anne, yönünü dönüp yemeğini yemeye, dizi seyretmeye devam ediyorsa onun yetiştirdiği nesilden insan nesnesi çıkmaz. O yüzden biz Müslüman kadınların çok önemli bir mesuliyet var. Çok çok önemli. En az erkeklerinki kadar. “Mümin erkekler ve Mümin kadınlar birbirlerinin velisidir” diyor. Yani birbirimize mesuliyet yüklüyor. Kol kola omuz omuza bir yürüyüştür bu. O safa ne kadar çok insan durursa o kadar iyi bir kul o kadar iyi bir vazife yerine getirmiş oluyoruz. Ne diyor ayeti kerime Allah resulü için: “peygamberi size şahit ve model olarak gönderdik. Siz ondan öğrenip alasınız diye ve siz de örnek şahitler ve modeller olasınız diye” Biz aynı zamanda aynasıyız Allah resulünün. Ümmet olmak böyle bir şey. Aldık, öğrendik, hayata geçirdik, birilerine de aktarmamız lazım. Onun rolünü  üstleniyoruz. Yeryüzünde adaleti hakim kılmakla mesulüz. İzmit’te Kocaeli Üniversitesi’nde okuyan bir genç kız 21 yaşında yeryüzünde adaleti hakim kılmak için nasıl bir güce sahip olabilir! Vallahi Kur’an’a göre dağlardan daha büyük bir güce sahip. İnanmış bir kalpten daha güçlü bir silah yoktur.

 

 ROL MODEL OLARAK GÖRDÜĞÜMÜZ GENÇ YAŞTA ŞEHİT OLAN FURKAN DOĞAN’I SİZDEN DİNLEMEK İSTERİZ

 

Sadece şunu söyleyeyim. İnanmış bir genç bir çok imkanlara sahip. Amerika vatandaşı. Gidip şurada okuyabilir şunu yapabilir bunu yapabilir ama Filistin’i dert eden ve bunun için gözyaşı döken bir genç. Filistin için gözyaşı dökerken Kayseri’deki garibanı, mutsuz arkadaşlarını, herhangi bir mutsuz insanı da dert eden bir genç. İşte peygamber ahlakı bu aslında. Bakıyor ve görüyor. Kim mutsuz, kimin derdi sıkıntısı var, o benim derdimdir, diye bakan bir genç. Ve bunu hayatına geçiriyor. Vaktini buna göre harcıyor. İnsanlarla bu şekilde ilişki kuruyor ve Mavi Marmara gemisinin yola çıkacağını duyuyor. Babasına yalvarıyor. İlla benim bu gemide olmam lazım diyor. Gemide olmayı  çok istiyor ama ona kontenjan çıkmıyor. Fakat o mücadeleye devam ediyor. Son güne kadar mücadeleye devam ediyor. Furkan’ı  herkes çok seviyor. Sevilmeyecek de bir çocuk değil. Hal hareketleriyle çok tatlı bir Müslüman çocuk. Mütevaziliği ile samimiyetiyle ön safta mücadele edip ama arka planda görünen bir çocuk. Silik gibi görünen bir çocuk. Bir kişinin gelişi iptal olunca bir kişilik kontenjan açıldı. O son kontenjan açılışı ile birlikte Furkan bizimle geliyor. Gemiye binerken İHH Başkanının yanına geliyor ve “Puanım her şeye yetiyor. Ben tıp okuyacağım. Afrika’ya gidip doktor olarak çalışmak için ama siz diyorsanız ki Müslümanların başka bir mesleğe ihtiyacı var, değiştirebilirim. Başkan bana söyle ben ne olayım?” diyor. Hangisinden para kazanırım değil. Müslümanların hangisine ihtiyacı var diyor. Bülent ağabey de  yolumuz uzun yolda konuşuruz diyor ve sohbet böyle bitiyor. Afrika’da köylüler, “Furkan Doğan bize gelirken şehit oldu, bizim gençlerimiz onun hikayesini öğrendiler ve umutlandılar” diye bize söylediler. Şimdi Kayseri’deki sıradan bir genç Allah’a böyle teslim olursa Allah ona şehadeti nasip edebilir. Bir üniversiteye bile başlayamamış bir genç. İşte şehit gibi yaşayacaksınız ki şehit olabilesiniz.

 

AMACIMIZDA ARAÇ EDİNDİĞİMİZ MÜCADELEYİ KENDİNE YOL EDİNEN BİZ GENÇLERE TAVSİYELERİNİZ NELERDİR?

 

Donanımınızı güçlendirin. La ilahe illallah diyen, bu yolun yolcusu olan, Kur’an ve sünnetle olan ilişkisini hayatının tam orta yerine koyan bir kul olmak. Allah ne istiyor benden? Allah ne diyor bana? Allah resulü nasıl örnek gösterdi ve bana ne tavsiye ediyor? Onları alıp başımıza taç edip onu gerçek bir akit olarak görüp o akitleşmenin gereğini yapmamız lazım. Birincisi bu. İki: Bunu daha güçlü yapalım diye donanımımızı iyi arttırmamız lazım, güçlü kılmamız lazım. Dil öğrenmek, bilgisayar öğrenmek, birkaç dil öğrenmek, çok kitap okumak, etrafı tanımak, mücadele edeceğiniz alanları tanımak, toplumu tanımak, zayıf ve güçlü yönlerimizi öğrenmek, işte bütün bunlar hepimizin bugünün mücadelecisi bir mümin olarak yapması gerekenler. Müslüman olarak yapmamız gerekenler. Dünyada artık silahların konuştuğu tek bir cephe yok. Her yer savaş alanı. Medya savaş alanı, hukuk savaş alanı. Her yer cephe olmuş durumda. Müthiş bir kültürel erozyonla emperyalizmin bütün o hegemonyasıyla karşı karşıyayız.

 

İmsak Dergisi 2. Sayısı | Şeymanur Gökçe

 

 

Yazar Hakkında

İmsak Dergisi

İmsak Dergisi

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com