Deneme EDEBİYAT

Güneşin Doğduğu Şehir: Kudüs-ü Şerif

Adsız11

Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd ederiz. O ki bize kendini bildirdi, bize bizi bildirdi, bizi âlemlerin halk edilmesinin sebebi Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v)’e ümmet olma şerefini bahşeyledi. Fahr-i Kâinat Efendimiz’e salat ve selam eder şefaatini dileriz.

Ahsen-i Takvim olarak, Allah Zülcelâl-i vel-İkrâm Hazretleri tarafından “Ol” emri ile halk edilen insan dünya serüveni boyunca fizyolojik, güvenlik, sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için birçok şehir inşa etmiş bu şehirleri sadece pragmatist bir bakış açısıyla kullanmamış, taşından ağacına kadar şehrin her parçasına manevi bir anlam yüklemiştir. İnancı, dili, rengi ne olursa olsun tarih boyunca âdemoğlu bu şekilde şehirler kurmuş bunları muhafaza ve ihya için elinden gelen tüm gayreti sarf eylemiştir. Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c.) Hazretleri’nin de belirttiği gibi âdemoğlu farklı topluluklar halinde yaratılmış, bu farklılıklar birer üstünlük olarak değil çeşitlilik oluşturmuştur. Farklı gelenek ve örflere sahip bu toplumların kurdukları bu şehirler de hem yapı hem de içerik olarak farklı olmuştur. Bu yapı ve içerikler şehirde yaşayan topluluğun medeniyet tasavvurundan izler taşır. Şehrin içeriği, mensubunun karakterini yansıtır.

Şehir dediğimiz yapı insan gibi canlıdır, yaşar, ölür, sever, üzülür, yorulur. Dünya üzerinde öyle şehirler vardır ki âşıkları çok fazladır. Bu şehirlere şiirler yazılmış nağmeler bestelenmiş. Kimi bir sevgiliden aldığı işaret ile o şehre âşık olmuş, surlarının önünde canını en Sevgili’ye götüren sevgiliye teslim etmiş. Kimi gönlünü kaptırmış bir şehre “Ona kavuşmadan gülmem.” demiş.

O şehirlerden biridir Kudüs-ü Şerif. Bu isim bu şehrin başka bir aşığı olan ona Hz. Ömer (r.a) emaneti olarak bakan, buradan aldığı adalet ışığını tüm dünyaya yayan ecdadımız Osmanlı tarafından takdim edilmiştir. Yavuz Sultan Selim Han hükümdar olduğu dönemde Hicaz seferi ile Kudüs-ü Şerif’in hadimlik görevi Osmanlılara geçmiştir.

Kudüs-ü Şerif diye adlandırdığımız eski şehre geldiğinizde gönlünüze çok tanıdık gelecek bizden bir parça olan surlar ile karşılaşacaksınız. Bu surlar Kanuni Sultan Süleyman Han’ın bu şehre olan hizmetlerinden biridir. İşgalin kara bulut gibi kapladığı Kudüs-ü Şerif’te bize bizi hatırlatan, bizden olan, kara bulutların arasından güneş ışığı gibi süzülen içimizde bir gülümseme oluşturan bu tür birçok eser ve ize rastlamak mümkün. Bu izler şehirdeki Müslüman halka da moral vermekte, onlara bizi hatırlatmakta. Yolların uzak olmasına rağmen, hiç tanış olmamamıza rağmen bu eserlere bakarak bizi hatırlamaktalar. Biz belki şehirde faal olarak bulunmuyor olabiliriz ancak şehirde inşa ettiğimiz eserlerdeki maneviyat ile hala o sokaklarda Osmanlı hayat sürmeye çalışıyor. El-Halil isimli şehri ziyaretimizde bir çocuk bizi telaşlı şekilde elimizden tutarak dar bir sokağa götürdü. İsrail karakolu olarak kullanılan eski bir binanın üzerindeki tuğrayı gösterirken gözleri parlıyor Türkçe bilmemesine rağmen oradan bize çok şey anlatıyordu. Karakol olarak kullanılan bir binanın üzerindeki sıradan bir tuğra bile insanlarda nasıl bir tesire sebep oluyor. Bu eserleri şehirden kaldırırsanız şehrin hayati bir organını çalmış olursunuz. Bu da şehrin ölüm sürecine girmesi demektir.

İstanbul’dan Süleymaniye’yi, Sultanahmet’i, Topkapı’yı kaldırırsanız İstanbul’dan geriye ne kalır ki. Kudüs-ü Şerif’ten de onu saran surları kaldırırsanız, ara sokaklardaki halkın en çok özlediği ve beklediği adaleti temsil eden Osmanlı’dan kalan izleri silerseniz insanların içindeki adalete olan ümidi de silersiniz. Kudüs-ü Şerif’e bugün pasaport ile girsek de, resmi

olarak sınırlarımız içinde yer almasa da orası bizimdir. Biz de oralıyız. Şehir insana tesir eder. Kendimizi Kudüslü olarak tanımlarsak şehir bize tesir edecektir. Mesafeler zahiri engellerdir. Biz sınırlarımızı gönül kalemiyle çizer, bizden olan olmayan herkes ile gönül dili ile konuşuruz. Bugün hala bu coğrafyalarda insanlar bu gönül diliyle konuşanlara hasret.

Ecdadımızın şehri Kudüs-ü Şerif diye isimlendirmelerinin belki de en önemli sebeplerinden biri insanlığın en şereflileri olan nebilerin ömürlerinin bir dönemlerinde bu şehri şereflendirmeleridir. Onlar Tevhid’in ışığını bu şehirden yansıtmışlar, insanlığa bu şehirden derman olmuşlardır. O yüzden birçok dönemde adaletin, hürriyetin, tevhidin güneşi insanlığa hep bu şehirden doğmuştur. Nebilerin ilahi muştuyu insanlığa ilettiği bu şehir hala onları misafir etmektedir. Nebilerin makamları da malesef işgalciler tarafından zapt edilmiş, prangaya vurulmuştur.

Kudüs’ü, Kudüs-ü Şerif yapan en önemli olaya gelirsek şüphesiz ki Miraç hadisesidir. Kudüs-ü Şerif bütün nebilerin, Efendimiz (s.a.v.) arkasında namaza durarak O’na (s.a.v)  ümmet olmak ile şereflendikleri şehirdir. Miraç hadisesinin gerçekleştiği ve Kuran’ı Kerim’de İsra Suresi’nin ilk ayetinde Allah (c.c.) tarafından bizzat etrafı bereketli olarak isimlendirilen Mescid-i Aksa bölgesi ve üzerindeki eserler bu şehrin ve tüm İslam âleminin en önemli mekânlarından biri olmuştur.

Mescid-i Aksa’nın olduğu bölgeye girdiğinizde sizi Kubbet-üs Sahra isimli mekân altın bir kubbe, gök mavisi bir gövde, bulut beyazı ile işlenmiş Yasin-i Şerif ile selamlar. Kubbet-üs Sahra isimli mekânın içinde ise Efendimiz (s.a.v.)  mübarek ayaklarını basarak göklere yükseldiği taş bulunmaktadır. Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek ayaklarını bastığı için bu taşın olduğu bölgeye Kubbet-us Sahra inşa edilmiştir. Bu camiye yaklaştığınızda yukarıda da söylediğimiz gibi bizden izlere rastlıyorsunuz. Gövdesi üzerindeki çiniler ve üzerine işlenmiş Yasin-i Şerif Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından yaptırılmıştır. Bu yapı Müslümanların olduğu kadar Batılılar tarafından da benimsenmiş Avrupa’da bu yapıya benzer birçok eser ortaya koyulmuştur.

Bir medeniyet tasavvuruna sahip olan insan, bu medeniyet tasavvurunun kodlarıyla kendini ve etrafını şekillendirir. İnsan mekâna tesir ettiği kadar mekân da insana tesir eder. Dünya üzerinde bunu en yoğun hissedebileceğiniz bir kaç şehir vardır. Mekke, Medine, Kudüs, İstanbul… Kudüs üç semavi dinin de etkisini yapılarda, şehir akışında görebileceğiniz bir şehir. Farklı inançların kutsal saydığı mekânların iç içe olduğu ve birbirini etkilediği, bu farklı inanç mensuplarının yüzyıllarca beraber yaşadığı ayrıca bu inançların yapılarının da birbirini gölgelemediği bir şehir olarak Kudüs-ü Şerif farklılıkların ayrıştırmadığı aksine bir çeşitlilik oluşturarak tüm şehirlere güzel bir örnek olarak parıldıyordu.

Ecdadımız yüzyıllar boyu bu topraklarda herkes için adalet sağlamış, Kudüs-ü Şerif’e girmeleri yasak olan Yahudi vatandaşları için Burak duvarında onlara yer tahsisi sağlamıştır. Hristiyanlar arasındaki anlaşmazlıklarda adalet ile hüküm vermiş, adaleti tüm bu farklı inançtaki insanların vicdanlarını tatmin etmişti. Bu adaletin getirdiği huzur, bu topraklarda yüzyıllarca sürmüştür.

Bugün bu adaletin tahsisine bu toprakların insanları kadar şehirleri de ihtiyaç duymakta. Kudüs-ü Şerif’in yeniden adalete kavuşması için Selahaddin’in bizi toplayarak biz yaptığı gibi “Biz” olmalıyız. Biz kendi gönül sınırlarımızı ve dilimizi hatırladığımızda Kudüs-ü Şerif’in ve dünyanın bugün özlediği adalet ve hürriyet yeniden tahsis edilecektir.

Selam ve Dua İle…

Yazar Hakkında

Eyüp ŞİMŞEK

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com