ŞEHİR

İstanbul’un Fethi

CRyOowlUEAAOFC9

“Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.”

Necip Fazıl Kısakürek

Medeniyetlerin oluşturduğu kadim şehirler ve kadim şehirlerin oluşturduğu medeniyetler… Medeniyetleri oluşturan şehirleri, ruhlarında taşıyan insanlar sürekli bir şehir arayışındadırlar. Çünkü onlar sürgüne gönderilerek vuslatı bekledikleri fani dünyada bir yandan vuslat çekerken diğer yandan da dünyayı anavatanları olan cennete benzetmeye çalışırlar. İnsanın cennetten tek hatırladığı da ruhunda sırlıdır. O sırrı çözene de büyükler “Ölmeden ölmüş.” derlerdi. İstanbul bu sırrın taşa, toprağa, ağaca, suya aksettiği, ziyaretine geleni boş göndermeyen en azından ona Üsküdar’da, Eyüp’te bir nefes veren misafirperver bir şehirdir. Misafirperverliğini de Eba Eyyüb El Ensari Hazretleri’nden alır. Eba Eyyüb El Ensari Hazretleri Fahri Kâinat Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v) Hazretleri’nin Medine’ye teşrifinde O’nu misafir etmiştir. Bu aziz şehirde O’nu misafir edeni ağırlamış ve anahtarı Eba Eyyüb El Ensari Hazretleri’ne takdim etmiştir.

Bu açıdan İstanbul’un fethi kuşku yok ki hem İslam Tarihi hem de dünya tarihi açısından oldukça ehemmiyetli bir vaka. Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.v) Hazretleri’nin mübarek hadis-i şeriflerine mazhar olmak için O’nun aşkı ile dönemin her açıdan en önemli ve korunaklı şehri Konstantinopolis’in surlarının önüne dayanan Fatih Sultan Mehmed Han büyük bir fetih gerçekleştirerek bir kısmına göre çağ açıp çağ kapatmıştır.

Gerek okullarımızdaki tarih kitaplarında gerek mahalle aralarındaki hasbihal masalarında Osmanlı Devleti’nin bilhassa Fatih Sultan Mehmed Han’ın gemileri karadan nasıl yürüttüğü, şahi toplarını nasıl tasarlatıp döktürdüğü, savaş öncesi yaptığı stratejik hamleler, aldığı eğitim, küçük yaştan itibaren fetih için eğitilmesi gibi konular konuşulur ve bunlarla övünülür. Hatta bu tür olaylar efsaneleştirilerek anlatılır ki halkımızın yumuşak karınlarından biri olan Osmanlıcılık damarı kabarsın.

Uzun yıllardır fetih törenleri yapıyoruz ve fethi konuşarak ceddimizi rahmetle yâd ediyoruz ancak fethi gerçekleştiren ve sadece savaş ile bırakmayıp şehri her taşına kadar İslamlaştırarak fetheden aklı, medeniyeti inceleme ihtiyacı hissetmiyoruz. Oysa fethin savaş bölümü kadar idaresi ve muhafazası da oldukça mühimdir.

Fetihten sonra İstanbul’u İslamlaştırma çalışmaları için iskân politikası izlenmek istendi. Ancak ilk başlarda bu çok karşılık bulmasa da yıllar içinde Müslümanlar şehre göç etmeye başladılar. Fatih sadece Müslümanları değil Ermeni ve Yahudileri de şehre getirerek Osmanlı millet sisteminin temellerini İstanbul’da atmaya başlamıştı. İstanbul bu şekilde dini veya kavmi ne olursa olsun tüm insanların beraber huzur içinde yaşayabileceği bir dünya başkenti olmuştu. İstanbul kesret içinde vahdeti sağlayarak Medine modeline yaklaşmıştı.

Fetih için aldığı eğitim boyunca batı kültürünü de çok iyi tanıyan Fatih özellikle o devirde olmayan bir bilim dalı arkeolojiye önem vermiş bazı eserlerin günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Bilindiği üzere şehirdeki ilk icraatlardan biri Ayasofya’nın camiye çevrilmesidir. Ayasofya’nın camiye çevrilmesi ile şehrin fethinin savaş ayağı bitmiş artık imar ve muhafaza ayağı başlamış diyebiliriz. Şehrin en güzel yerleri yine medrese ve tekkelere verilmiştir. Bu tekkelerden biri Baba Haydari dervişlerinindir ki, kendilerine Ayamarina Manastırı tahsis edilmiştir. Bizans’ın son dönemlerindeki belirli sıkıntıları sebebiyle bakımsız kalan kiliseler sistemli bir şekilde mimarisine dokunulmadan imar edilerek camiiye çevrilmiş bunun sonucu olarak da Osmanlı mimarisinde yenilenmeler ve gelişmeler olmuştur. Osmanlı mimarisindeki bu gelişmelerin en müşahhas tezahürü Süleymaniye Külliyesi’dir. Sadece cami olarak değil külliye halinde Osmanlı, medeniyetin üç boyutlu hali tam Dersaadet’in kalbinde şehre can vermektedir.

Molla Hüsrev, Molla Gürani gibi âlimlerin ilim eğitimden geçen Fatih Sultan Mehmed şehrin ilim başkenti olmasını hedeflemiştir. Şehrin fethi münasebetiyle kaçan Hristiyan ilim adamlarını geri çağırmış İslam dünyasından birçok alimi, mutasavvıfı İstanbul’a davet etmiştir. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethiyle beraber Osmanlı farklı bir ilim ve sanat disiplini ile karşılaşmıştır. Bu farklı medeniyet tasavvurunu dışlamamış İslam potasında onu eriterek kendine katmıştır. Şehir yeni sahiplerine tesir etmiş Osmanlılar İstanbul’u güzelleştirdikçe İstanbul’da Osmanlı insanını güzelleştirmiştir. Saray merkezli oluşan edebiyat ve musiki ekolleri batıdaki birçok akıma örnek teşkil etmiştir. Özellikle II. Murat Han’ın Enderun’da şiir ve musikiyi zorunlu ders haline getirmesi Fatih Sultan Mehmed Han’ın da Avni mahlasıyla bir divan şairi olması şehirde kendini hemen göstermiş, bunun sonucu olarak İstanbul ilim ve sanatta yüzyıllarca merkez olarak anılmış, ilim adamları ve sanatçılar tarafından bir fırsatlar şehri olarak görülmüştür. Hem doğudan hemde batıdan birçok kitap bu dönemde şerh ve tercüme edilmiştir.

Osmanlı’nın siyasi ve kültürel yükselişi mimarisinde de tezahür etmiş İstanbul model alınarak birçok şehirde ıslahatlar yapılmıştır. Osmanlı yaptığı tüm ıslahatlarda insan merkezli olmuş “Halka hizmet Hakk’a hizmettir.” düsturuyla hareket etmiştir. Şehrin etrafının sular ile çevrili olması ve içinden birçok nehrin geçmesi Osmanlı insanının şehir anlayışının gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Ayrıca bu şehrin geniş mesire alanları coğrafi yapısı insanlara tesir etmiştir. Bu ferah ortamda yaşayan insanlar hem akli hemde ruhi olarak tam bir refah haline ermiştir.

Dünya üzerindeki Coğrafi Keşifler, Sanayi Devrimi gibi gelişmeler İstanbul’u da etkilemiştir. Batı’nın bu gelişmeler ile ekonomik anlamda yükselişi kendi içinde yeni bir bakış ve yaşayış anlayışı oluşturdu. Makine çağının başlaması ile şehirlerdeki ihtiyaçlar değişti. Fabrikaların, limanların, sanayi işletmelerinin kurulması ile bu çağa ayak uydurmaya çalışan tüm ülkeler şehirlerinde yenilemeye gitmek durumunda kaldılar. Tabi Osmanlı da bu gelişmelere kayıtsız kalamadı ve şartlarını düzenlemek zorunda kaldı. Bu düzenlemeye de başkenti İstanbul’dan başladı. İstanbul buna göre yeniden dizayn edilerek imarlaştırıldı. Eski İstanbul’dan geriye sadece kurtarılmış bölgeler ve gözden kaçırıldığı için tahrif edilmeyen eserler kaldı.

Osmanlı medeniyetini aklının üç boyutlu bir tezahürü olan İstanbul’da bu aklın izlerini hala bulmak mümkün ve maalesef bu izler kasıtlı olarak silinmek istenmekte. İstanbul’un yeniden fethi ile ihya ve inşa sürecine girmesi için medeniyetimize sahip çıkarak Süleymaniye gibi bir şaheseri ortaya çıkaran akla bürünmemiz gerekir. Bir muhabbet şehri olan İstanbul dinlemek isteyene hala çok şey söylemektedir.

Selam ve Dua ile…

Yazar Hakkında

Eyüp ŞİMŞEK

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com