ŞEHİR

Köyümüzde İki Gün

IMG-20160209-WA0015

“Orda bir köy var uzakta,
O köy bizim köyümüzdür.
Gitmesek de kalmasak da,
O köy bizim köyümüzdür…”

Bilirim bu şiirin dizeleri böyle değildi.
Bugüne kadar benim için de Suriye gitmediğimiz, kalmadığımız bir köyümüzdü…
Tâki geçen cuma gününe kadar…

5 Şubat’ta Halep yolunun Rus uçaklarının yoğun bombardımanı sonucu rejim güçlerinin eline geçme ihtimaline karşın binlerce Suriyelinin sınırımıza doğru göçü başlamış ve bunların sınırımıza kadar gelmeleri ve sayılarının daha da artacağı ihtimaline karşın, akşam saatlerinde İHH, Türkiye’deki gönüllülerine acil kodu ile Kilis’te toplanılması hususunda bir çağrıda bulunmuştur.

Ankara’daki gönüllüler benim de içerisinde bulunduğum 10 kişilik bir ekip ile perşembeyi cumaya bağlayan gece saat 01:00’de yola çıkarak bu çağrıyı cevapsız bırakmadılar.

9 saatlik yolculuğun ardından “Köylümüze” yardım edebilme heyecanı ile Kilis’teki Öncüpınar Sınır Kapısının birkaç kilometre yakınında bulunan İHH’nın Koordinasyon Merkezi’ne ulaştık.

Çevresinde organizasyon yapan arkadaşlar bilirler, grup halinde bir faaliyet yapılacaksa herkese uyan vakti belirlemek çok zor bir iştir. Çünkü birine uyan bir vakit başka birine uymamaktadır. O sabah Kilis’teki Koordinasyon Merkezi’ne vardığımızda gördüğüm manzara beni çok duygulandırdı. Gönülleri kardeşine gönül bağı ile bağlı olan Türkiye’nin değişik yerlerinden işini gücünü yarıda bırakarak, saatlerce mesafeden yola çıkmış, gelmiş tamamen GÖNÜLLÜ’lerden oluşmuş bir yardım ordusu Kilis’te toplanmıştı…

Kilis Koordinasyon Merkezi’nde İHH yetkililerinin durum hakkında detaylı bilgi vermeleri ile güne başladık. Ülkemize Suriye’den göçmen geçişleri iyice durdurulduğu için Suriyelilerin toplu olarak ülke sınırları içerisine girmesinden ziyade kendi ülke topraklarında kalabilecekleri yaşam alanları kurulması gerektiği bunun için de sınırımıza yakın bölgelerde çadır kent kurulumunda yardımcı olunması için acil olarak bizleri çağırdıklarını ifade ettiler.

Sınırdan geçişler Valilik izni ile yapılabildiğinden kimlik bilgilerimizi Valiliğe bildirdikten sonra izin alınma süresince bizim de İHH’nın Koordinasyon Merkezi’ni gezme imkanımız oldu. Burada idari yapıların, misafirhanenin yanı sıra büyük lojistik deposu, günde 50.000 kişiye yemek çıkarabilecek kapasitede aşevi ve günlük 100.000 ekmek çıkarabilen bir fırını olduğunu gördüm.

Geçiş izninin çıktığı bilgisi gelince minibüslere binerek birkaç kilometre mesafedeki Öncüpınar Sınır Kapımıza hareket ettik. Sınıra vardığımızda sırasıyla gümrük ile güvenlik kapıları ve polis kontrol noktasında kimlik kontrolünden sonra Suriye tarafına insani yardım amacıyla geçmiş olduk.

Sınır kapımızın diğer tarafındaki girişlerine Suriyeliler Babu’s Selam diyorlar yani “Selam Kapısı”. Burada ilk dikkati çeken 3 yıldızlı Suriye Muhalefetinin yeni bayrağı oluyor. Eski bayraklarından farkı kırmızı rengin yerine yeşili kullanmaları ve 2 olan yıldız sayısını 3’e çıkarmaları…Güvenlik kontrollerinden geçip 300 metre ileride yer alan İHH’nın Babu’s Selam’daki lojistik yardım deposu ve ofisine ulaşıyoruz. Burada çocuk bezleri ve helal sertifikalı bebe biskuvisi ilk göze çarpanlar… Sınırın bu tarafında Türk telefon operatörlerinin çekimlerinin gayet iyi olduğunu gördüm.

Ekiplerin büyük kısmını çadır kurulumunda bir kısmını da yemek dağıtımında görevlendirdiler. İş makinelerinin zemin tesviyesi yaptığı çadırkentin kurulacağı yere ulaşıp kamyonlardan çadır malzemelerini indirmeye başladık. Burada aynı anda 100 kişinin kalabileceği büyük çadırlar ve ailelerin kalabileceği 10 kişilik çadırlar kurduk. Bizlere Suriyeliler de yardım ediyordu. Onlara çadırları nasıl kurmaları gerektiğini de öğrettik. Havanın kararmasından sonra yine aynı minibüsler ile ülkemize doğru yola koyulduk. Sınır kapımıza doğru ilerlerken yolun kenarında battaniyelere bürünmüş 4-5 kişilik bir aile gördüm. Hava yağışlı değil ancak soğuktu. Bu manzara üzerine düşünürken kendimi Türk Polisinin nöbet beklediği Öncüpınar Sınır Kapısında buldum. Polis kimlik kontrolünden sonra bizleri aldı.

Doğruca İHH Kilis Koordinasyon Merkezi’ne geçtik. Gelen gönüllülerin sayısı fazla olduğu için oradaki misafirhane yetmediğinden yerlere mat sermek suretiyle bir yatakhane düzenine sokulan konferans salonunda geceyi geçirdik.

Cumartesi sabahı yine aynı şekilde çadır kurulumu ve yardım dağıtımı için geçeceklere izinler alındı. Kontrollerden sonra Öncüpınar Sınır Kapısından çıkış yaptık. Ekibimize bugün yemek dağıtım görevi verildi. İlk önce o kampta yani Babu’s Selam kampında mobil aşevi olan tırda yemek dağıtımı için hazırlıklara başladık. Bulunduğumuz yerden konteynır okulun bahçesi görünmekteydi. Çocuklar tüm masumiyetleri ile oyun oynamakta ve eğlenmektelerdi. Savaşın başladığı Mart 2011’de belki de çoğu yoktu ya da hatırlamayacakları kadar küçüktüler… Yemek dağıtımının başlaması okulun dağılma zamanına denk geldi. Okuldan çıkan çocuklar mobil aşevinin yanına geldiler. Öğrendikleri birkaç Türkçe kelime ile bizimle iletişim kurmak istiyorlardı. Saçlarını okşamak için elinizi başlarına uzattığınızda çoğunun 1-2 hafta saçlarını yıkayamadığını fark edince hüzünleniyorsunuz. Çocuklar yanınızdan ayrılıp uzaklaşmaya başlayınca onlara bakarken gözünüz ayaklarına ilişiyor. Yağmurun yağdığı ve soğuk olan o havada, bir kısmının ayakkabısının olmadığını görüyorsunuz. Bizim küçüklüğümüzde köyde giydiğimiz soğukkuyu lastik ayakkabısı olanı şanslı atfediyorsunuz.

Çocuklara bakarken Mobil Aşevinin önünden geçen çamurlara bulanmış bir ambulans dikkatimi çekti. Öğrendiğime göre ambulansları vurulmaması için çamurla kamufle etmeye çalışıyorlarmış. Babu’s Selam’da acil hastanelik bir durum olduğunda kendi ambulansları ile sınır kapımıza hastalarını getiriyorlarmış sınırdaki kontrolden sonra Türk tarafının acil bir vaka olduğuna kanaat getirmesi halinde hastayı Türk ambulansına nakledip hastaneye götürüyormuş.

Babu’s Selam’da yemek dağıtım görevimizi tamamladıktan sonra İHH’nın Suriye’de bulunan 8 kampından biri olan Harameyn kampına doğru yola çıktık. Bu kamp Babu’s Selam kadar iyi gözükmemekte ve tek asfalt yolu dahi bulunmamaktaydı. Burada kamyonet ve panelvan üzerinden yapmış olduğumuz yemek dağıtımından sonra Daru’n Nur (Nur Yurdu) kampına yemek dağıtımına gittik. Burası Harameyn kampına göre biraz daha oturmuş bir kamp izlenimi vermekte. Buradaki 100 kişilik büyük çadırlar üzerindeki yazı dikkatimi çekti. Üzerinde Arapça “NİSA” yazmışlar yani “KADINLAR” demek, savaşta eşini kaybetmiş kadınlar çocukları ile birlikte bu çadırlarda kalıyorlarmış. Bunu öğrenmenin vermiş olduğu burukluk, onların yardımları sizden alırken yaşamış oldukları mahcubiyeti görünce daha da artıyor.

Hava karardıktan sonra burada yemek dağıtım görevimizin sona ermesine müteakip Babu’s Selam’a geri döndük. Buradaki toplanma yerinde tüm ekipler noksansız bir araya gelince minibüsler ile Öncüpınar Sınır Kapımıza doğru yola çıktık. Suriye kapılarını teker teker geçtikten sonra ay yıldız bayrağın dalgalandığı topraklara ulaşmış olduk. Polisin yapmış olduğu kimlik kontrolünden sonra içeriye girebildik.

İHH Kilis Koordinasyon Merkezi’nde yapılan değerlendirme toplantısında,
gelen ekiplerin olması ve tahmin edilen büyük göç dalgasının yaşanmamasından dolayı Ankara’dan gelen yardım gönüllülerinin bölgeden ayrılabileceği kararı alındıktan sonra;
nakdi ve ayni olarak yapmış olduğumuz yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığını gözümüzle görmenin memnuniyeti ile 7 Şubat Pazar sabahı Kilis’ten ayrıldık.

Kalbi taş kesilmiş ve en ufak bir merhameti olmayan insanlardan dolayı sıkıntılar yaşayan Suriye “köyümüz”deki kardeşlerimizi gördükten sonra Allah(cc)’a kullarını merhametsiz ve yurtsuz bırakmaması için dua ediyorum.

İnşAllah en kısa süre içerisinde bu savaş biter ve evli evine köylü köyüne geri döner….

Selam ve dua ile…

Namık Kemal ÖZEROĞLU
08 / 02 / 2016
ANKARA

*Fotoğraf için KAYSERİ İHH’ya teşekkürler.

Yazar Hakkında

İmsak Dergisi

İmsak Dergisi

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com