EDEBİYAT Öykü

O

fırtına

Bir anda bıraktı kendini denizin öfkeli dalgalarına rüzgar yüzüne sert çizikler atıyor deniz kollarını açmış kurbanını bekliyordu. O ise kurtulmuş olmanın verdiği hazla geride bıraktıklarının vermiş olduğu hüzün arasında gidip gelmekteydi.

Ama artık çok geçti. “yavrum hadi kalk” sesiyle irkilerek uyanmıştı. Onu hayata bağlayan bu sesin sahibiydi belki de. Uyanmıştı ama hala boğuluyor, hala tuzlu su ciğerlerini yakıyor, boğazını kurutuyor gibi hissediyordu. Tuttu ellerinden sımsıkı tuttu biraz olsun rahatlamak için tuttu. Aradığı onu kör kuyudan çıkaracak olan bu eller değildi ne yazık ki. Peki ama neydi anne şevkati hayır, baba sevgisi hayır… Tekrardan uyumak uyanmamak istiyordu nereye kadar uyuyacaktı çözüm bu muydu? Geçti aynanın karşısına sordu sordukça sordu. Cevapsız sorular beynini kemirmekteydi. Bakması gereken yerin ayna olmadığını fark etmesi geç olmamıştı cevaplar geçmişindeydi. Güç bela doğruldu geçmişine bakmaya başladı. İsyanda değildi imtihandaydı bunu anlaması onu kurtuluşa götürecek anahtardı. Karaladığı hataları sayfayı kirletmekten başka bir şey yapmamıştı. Silmeliydi bu sınavda kural karalanmış bir kağıt değil tertemiz bir sayfaydı çünkü. Aradığını böyle bulacaktı, küllerinden yeniden doğup gül olacaktı. Peki ama aradığı neydi? Kimin içindi bu kadar mücadele kimin içindi bu kadar meşakkat? O’na gitmek istiyordu biliyordu huzur O’ndaydı bu karanlık kuyuları nurla aydınlatacak olan yüreğindeki zahiri duyguları hakiki aşk ile unutturacak olan O’ydu. Çok mu uzaktı, zor muydu ulaşmak, neden gidemiyordu? Bir şeyler eksikti, bir şeyler yarımdı. Neydi onu sevmesine engel olan? Belki de zordu ama imkansız değildi. Tanımakla başlamıştı, eksiğini bulmuştu tanımadan sevemezdi. Tanıdıkça sevdi sevdikçe bağlandı bağlandıkça kendini buldu. Görenler ona mecnun diyeceklerdi görenler ona kaybolmuş diyecekler, görenler ona meczup diyecekler ama bunların ne önemi vardı ki? Güzelliğin bir damlası Leyla için uykusunu harap etmeyi çok görmeyen bu kul için güzelliğin kaynağı MEVLA için ömrünü feda etmek hiçte zor olmayacaktı. Kaybolmamıştı yeniden doğmuş şimdi kendini bulmuştu. Gaflet hastalığının ilacı tefekkürü bulmuştu. Ağlıyordu biçare için için ağlıyordu. Belki mutluluktan belki pişmanlıktan harfler yetmiyordu halini anlatmaya Gözünden düşen her bir damla seccadede kayboluyordu. Tövbenin yıkadığı gözyaşları bu aciz kulu biraz daha yaklaştırıyorlardı O’na. Artık uyumuyordu uyumak istemiyordu. Nasıl uyusun ki O’na ulaşmıştı O’na kavuşmuştu. Huzurla bir kez daha hayat buluyor bir kez daha yanıp kavruluyordu. Başını kaldırdı, baktı semaya iç geçirerek bir kez daha şükretti, bir kez daha zikretti. Bir anda içini bir korku sardı yoksa yine bir rüya mıydı birazdan annesi gelip kalk yavrum mu diyecekti ? Uyanmak istemiyordu bu bir rüya olmamalıydı sıkı sıkı yumdu gözlerini, ellerini kaldırmaya çalıştı ama gücü yetmedi bir filmin daha sonu gelmişti. Hazır değildi boşlukları doldurup hatalarını silmek istiyordu. Bir kez daha denedi ne var ki artık vücudunu kontrol edemez hale gelmişti. Canı da yanmıyordu, sınavı geçmek üzereydi belki de geçmişti. Çünkü “O“ öyle bir ilah ki ağlayarak bütün samimiyetiyle secdeye kapanan kulunu sınavını tamamlamadan yanına almaz.

Yazar Hakkında

Havva BOZKURT

1 Yorum

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com