ŞAHSİYET

Putları Reddedip, İdealleri Koruyan Adam, Çok Uzun Bir Cümle; Aliya!

1072

Aliya!

Burada mezarının başında anlıyorum ki, insan olmak çok zor.

Bir insan haline gelmek çok zor.

Artık batı makinelerden bile insan yapıyor.

Şu tesadüfe bakın, insandan makine!

”Üzülme Aliya!

Makineler tek tek parçalanır, çürür, yıkılır, hurdaya döner!

Makinelerin kalbi yoktur,

semayı, kâinatı, önceyi, sonrayı bilmezler.

Ama insanlar!

İnsanlık teker teker ölür, ölür yeniden dirilir. 

Bu bembeyaz mezarlıkta Boşnak gençler değil,

insanlık yatıyor!

Nihat GENÇ

Gökhan Özcan’ın Gerçek Hayat Dergisi’nde Aliya’nın 4. ölüm yıldönümü için nokta kullanmadan bir solukta yazdığı o upuzun cümleyi hatırlıyorum hep. Aliya’nın yaşadığı hayat gibi upuzun bir cümle kurabilmenin ne kadar kusuru ve eksikliği varsa üzerimde duruyor işte.  Bazı ömürlerin kaderi coğrafyalarına dâhildir, Aliya’nın da yaşadığı toprakların kaderine ait bereketli bir ömrü oldu. Çok güzel yaşadı, onuruyla başkaldırdı, ülkesinin haysiyetine bir halel getirmedi ve toprağın yüzüne bakacak kadar geniş bir hatırın üzerine serip gitti bedenini. Tüm dualar onun aziz ruhuna değsin.

Aliya uzun bir cümle kurdu. Uzun ve haysiyetli. İdeolojiler, işgaller, ihanetler ve savaşlarla sıkıştırılmış bir toprak parçasına, yani ılık bir rüzgâr gibi titreyen güzel insanların ülkesi Bosna’ya beklediği o şarkıyı söyledi. Tarihin olağan akışında Yugoslavya topraklarında, artık Boşnak Müslümanların kadim kimliklerine yer kalmadığını söyleyenlere karşı, imha edilmesi gereken şeyin kimlikleri değil, imha edicilerin bitmek bilmeyen tarihsel nefretleri olduğunun altını çizmesiydi önemli olan. Altını çizdiği yerden devam etmenin zorluğu derin bir boşluk gibi duruyor şimdilerde Bosna semalarında.

Nihat Genç’in bir edebiyatçı olarak, Aliya’yı anlatamayacağına karar vermesinin altında yatan o duygu patlaması, Aliya’nın yaşantısıyla kaim olan bir mücadele erdemidir aslında. Kelimelerin yetmediği bazı anlar vardır, kelimelerin tedavi edemeyeceği bazı yaralar ve kelimelerin anlatamayacağı bazı hayatlar… Aliya’yı önemli yapan şey; adil ve adaletli olmanın mecburiyetini omuzlarına yükleyen o medeniyet ruhunun dirilişi için yaşamasında ve ömrünü bu mücadelenin kapısına sermiş olmasında saklıdır.

Aliya İzzetbegoviç, İgman dağlarından yükselen bir güneş, bilge kral, dedo, asaleti ve bilgeliğiyle ‘devlet adamı nasıl olur’un eşsiz tanımı. Aliya, günlerin birdenbire gözlerinden yürümeye başladığı adam. Avrupa’nın ortasında yaşanan bitimsiz bir ırkçı nefretin doğurduğu katliamlara ve tarihin yeniden tekerrürüne sahne olan adaletsiz bir savaşa tüm yorgunluğuyla ve yalnızca kalbiyle direnen upuzun bir cümle gibi, Aliya.

Aliya, vaat edilmemiş umut. Gözlerindeki kıvılcımlara tutunan bir halkın dedosu. Krallığı ve bilgeliği değil, dervişliği ve dedo’luğuyla hatırımıza bir çizik atarak, putları reddederek ve idealleri koruyarak ihanetlerin kol gezdiği topraklarda daima güven vermiş adam.

Tüm putları; ırkçılık zehrini, intikam duygusunu, rövanşist kafayı, ideolojik esareti, batı tapınıcılığını ve kurtarıcı kahramanlığı reddederek… Tüm idealleri; medeniyet inşasını,  adaletli olmayı, İslam zarafet ve hoşgörüsünü, mabetlere saygıyı, adil davranmayı, barışı öncelemeyi, onurlu bir insan olarak yaşayabilmeyi, her şart ve durumda mensubiyetin tüm değerlerine sahip çıkmayı ve şüphesiz isyan ahlakını koruyarak…  Ömrünün gerekçeli kararını; reddederek ve koruyarak açıklamıştır Aliya.

Aliya medeniyetimiz için eşsiz bir kişisel tecrübe, insan tecrübesi. Yazdığı, tespit ettiği, konuştuğu, işaret ettiği ve kafa yorduğu meseleler hâlâ tazeliğini koruyor. Bizatihi yaşantısı, fikri çilesi ve mücadele azmiyle modern dönemde oldukça az rastlanan bir örnek. Onu anarken kullanılan seremoniyle birlikte hatırasına karşı gösterilen üstün bağlılık hislerinin, sevgi-saygının, muhabbettin ve telaşın, tertemiz çevirileri ve tüm zamanlara hitap eden entelektüel kalibreleriyle hâlâ arzu edilen bir baskı sayısına ulaşamamış kitaplarına da gösterilmesi tek dileğimdir şimdilik.

Aliya’yı anlayabilmenin başladığı yer; düşmanlarımıza adaletten başkasını borçlu olmadığımız er meydanları olduğu kadar, hedefi Müslümanların İslamlaştırılması olan ve yayımlandığında fırtınalar koparan ‘İslam Deklarasyonu’ isimli eserin yazılmasını sağlayan motivasyonun ve bunu ortaya çıkaran ruh ikliminin kaynağıdır da.

Son olarak şöyle bitirelim; Dino Merlin, 2003 yılında hayata gözlerini yumarak sahneden çekilen cennetmekân Aliya İzzet Begoviç’e ithafen yazdığı; ‘Te Nije Alija! / Aliya sen olmasaydın!’  isimli ağıdı için söyle bir tanımlama yapmıştı; ‘’Bu şarkı, ülkesini, ilkelerini ve haysiyetini savunmak niyetinde olan herkesin şarkısıdır.’’

Aliya İzzet Begoviç dualar eşliğinde ebediyete uğurlanırken Boşnak radyolarında günlerce yankılanan bu hüzünlü ağıda eşlik eden yüz binler hep bir ağızdan aynı şarkıyı söyleyerek, aynı soruyu soruyorlardı;  Aliya ya sen olmasaydın?

Gökhan Özcan’ın Gerçek Hayat Dergisi’nde Aliya’nın 4. ölüm yıldönümü için nokta kullanmadan bir solukta yazdığı o upuzun cümleyi hatırlıyorum hep.  Aliya uzun bir cümle kurdu. Uzun ve haysiyetli.

Güven ADIGÜZEL

Alıntı : kulturgundemi.com

Yazar Hakkında

İmsak Dergisi

İmsak Dergisi

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com