Deneme

Sadece Bir Damla

656577-warm-spring-rain

Dışarıdan gelen gök gürültüsü seslerine karşı dikkatini toplamaya çalışan Mehmet Barış çalışma masasındaydı ve sağında bulunan sobanın sıcaklığıyla ısınıyordu. Gürültünün şiddetini artırmasıyla iyice dikkati dağılan Mehmet dayanamadı ve elindeki kalemi bırakıp pencere kenarına yöneldi. Müstakil bir bağ evinin yere yakın penceresi ipil ipil yağan yağmur damlalarının ağaçların yapraklarından süzülmesini, toprakla buluşmasını tahlil etme imkanı veriyordu. Kollarını birbirine dolamış, sağ omzunu duvara yaslayarak başını eğip damlaların birikmesini izlemeye kendini kaptırmıştı.
Gökyüzünde bir kargaşa vardı sanki. . . Gri, kapalı, boğuk, ara sıra gözüken şimşekler ve o sesler. Gökyüzünden yağan yalnızca yağmur değildi. Bir şey oluyordu dünyada: bir dönüşüm. Düşünenler için yağmurun inişi başka daha başka şeyler anlatır.
Mehmet Barış bir ara başını kaldırıp baktı. Olan biteni anlamaya çalıştı.  Sonra uzun uzun daldı gözleri damlaların birikmesine. Zihninde artık bir fırtına başlamıştı.
Yerde damlalar yavaş yavaş birikmiş, yer yer küçük akıntılar oluşmuştu. Giderek büyüyen akıntılar…  Tüm bunların ismi olmalı. Sözler, cümleler… Dünya bizimle konuşuyor. Bir dil kullanıyor, düşünen insanların anlayabileceği bir dil. Güçlü bir akıntıya dönüşen uzaktaki nehir her şeyi anlatıyor.
Bu büyük hareketlilik orada başlamıştı. Orada, o kavgada, o seslerle: gökyüzünde. Zihindeki fikirlerin çatışmasının meyveleri yeni fikirler değil midir? Oradaki kavgada da bulutların taşıdıkları önceki yağmurların suyu değil miydi? Hepimiz önceki insanların mücadeleleriyle dünyaya gelmiş ve büyümüş insanlar değil miyiz? Bu büyük nehir… Evet, bu büyük nehirdeki damlalar güneşe karşı daha güçlü. Bizler de bir arada olmakla hayata karşı güçlü değil miyiz? Birbirlerine güç veriyorlar bir toplum gibi, bir teşkilat gibiler. Bir yöne, hep birlikte ve birbirlerini destekleyerek.
Bulanık ya da berrak akanlar, dağların yamaçlarını kuşatan dereler, ovaları besleyen serin menderesler, fırat ve dicleler, uçurumların şelaleleri… Hepsi ayrı muhitlerin bu dünya içinde bir araya gelmiş damlaları değil midir? Bizler; öğretmenler, askerler, polisler, avukatlar, doktorlar değil miyiz? Yahut; dernekler, sendikalar, vakıflar, gençlik hareketleri yani sivil toplum kuruluşları oluşturmadık mı?
Yağmur toprağa can veriyor. Yine otlar yeşerecek, fidanlar serpilecek, suya kanacak bize hayat veren yemişlerimiz. Bizler ki yağmurlar gibi birlikte fikirler ürettik, gelenekler oluşturduk, ilim yolunda ilerledik, medeniyetimize can verdik. İnsanlığın ne demek olduğunu haykırdık. Su damlası yoksa okyanus var mıdır? İnsan yoksa insanlık var mıdır? Formüller birbirine o kadar benziyor ki; bulutlarının kavgası, su damlası, nehirler, toprağa can verilmesi ve okyanuslar. Fikirlerin çatışması, yeni fikirlerle insanlar, toplumsal birliktelikler, medeniyetin ve insanlığın inşası.
Oysa bir damlacıktılar bu okyanusu meydana getirenler. Halbuki ne yapabilirlerdi, küçücük bedenleri buharlaşıp uçacaktı. Hayret! dünyanın dörtte üçü su. Hayatın kaynağı da su. Peki sen bu yazıyı okuyan, ne yapabilirsin? Mesela giydiğin elbiseyi sen mi diktin, yazdığın kalemi sen mi yaptın, saçını kendin mi kestin? Ne yapabilirsin ki dünyaya karşı? Dünyada eşref-i mahlûkatsın ama. Hayret ki senin sınavın için bunca mahlûkat. Senin, benim, bizim sınavımız…
Yağmur dindi. Mehmet Barış masasına yöneldi. Okuduğu kitabın sayfasını açtı.
” Sana bir karşılık vereceğim
toprağı deşen boğuk sesimle
sana bir karşılık vereceğim
amansız kum fırtınası altında
sana bir karşılık vereceğim
birbiri üstüne yığılırken günler
ey taşan suların imkanı
ey taşan suların bekareti sana
bir karşılık vereceğim. (İsmet ÖZEL) ”

Yazar Hakkında

Cumali KORKMAZ

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com