ŞAHSİYET

Secdeden Hüda’ya Giden, Yarım Kalan Yol; Babanzade Ahmet Naim

353_201120140232_236335590Şimdi sizlere çoğunuzun belki de duymadığı bir şahsiyetten bahsetmek istiyorum. Kuran-ı Kerim’den sonra dayanağımız olan hadisleri ilk Türkçe’ye çevirmeye başlayan ya da İstiklal şairimizin hakkında ”ashaptan sonra en sevdiğim kişi”, ”onun vefat haberi üzerime dağ gibi yıkıldı” dediği şahsiyetten. Babanzade Ahmet Naim’den bahsedeceğim. Süleymaniyeli Baban ailesinden Mustafa Zihni Paşa’nın ilk evladı. Mustafa Zihni Paşa Osmanlı’da valilik, bakanlık yapmış bir politikacıdır ve ilim sahibi olduğu hakkında az bilgimizin olduğu bir kişi. Ahmet Naim, Galatasaray Lisesi olarak bildiğimiz Mekteb-i Sultani’de ve İstanbul Üniversitesi olarak bildiğimiz Mülkiye Mektebi’nde Siyasal Bilimler Fakültesi’nde eğitim görmü, daha sonra eğitim gördüğü okul olan Mektebi Sultani’de arapça; Mülkiye Mektebi, Edebiyat Fakültesi’nde felsefe, ruhiyat, mantık ve ahlak müderrisliği yapmıştır.

Öğrencilik yıllarında bir taraftan fenni ilimleri öğrenirken bir yandan da medresede öğretilen ilimleri dışarıdan öğrenmiş. Günümüzün ingilizcesi olan fransızcayı ve aynı şekilde arapçayı Osmanlı’da en iyi bilenlerden olduğunu biliyoruz.Bu özelliği ona ne sadece doğuyu ne de sadece batıyı gören biri olmak yerine, doğuyu ve batıyı aynı anda görüp süzgecinden geçirmesine; doğuya ve batıya açılabilen yelkenli olmasına vesile olmuş. İlerisi yıllarında da hayatında hangi çizgi üzerinde duracağı konusunda diğer filozoflardan ayrılmasını sağlamış. Filozof demişken Ahmet Naim’in felsefe alanında bilgi sahibi olduğu söylemeden geçemeyiz. Ama öyle bildiğimiz genellikle İslam karşıtı olan her şeyi bilimden bekleyenlerden farklı bir filozof İslam’da felsefe olmaz gibi görüşlerin olduğu dönemde İslam’ın emirlerini kendine esas alarak “şark dini feyzini garp filozoflarının efkarıyla kaynaştırmıştır”.
“…maddeciliğin amansız düşmanı bir felsefe alimidir. Taklitçi ve kuru bir mütercim olmayıp tercih ve tenkitler yapan bir düşünürdür.” Bu noktadan Tevfik Fikret ve Abdullah Cevdet’in amansız muarızıydı.

Yanlış olduğunu düşündüğü şeyleri çekinmeden söyleyebilen bunu zamanın en büyük makamlı yöneticisi yapsa dahi yaptıklarını eleştirebilen;

Laiklik için “…bir pire için yorgan yakmaya biz taraftar değiliz.Eski kafada olmak,eğer kafanız iyi düşünüyorsa ayıp değildir, aksine hiçbir ihtiyaç ve zaruret yokken komşuya bakarak her gün bir kıyafet girmek, yeni sekil ve kıyafetin bize uygun gelip gelmediğini hesaba katmaksızın sırf “yeni kafalı”, “münevver fikirli” unvanlarını kazanmak için her gün birini taklit etmek maymunluk değilse bile maymun iştahlılıktır…” Dinden soyut bir Osmanlı Devleti’nin yaşatılamayacağını, dinin koruyucusu olarak bilinen devletin bu görevi yapmazsa halkta da ahlaki davranışlarda dini ve içtimai vazifelerde eksiklikler yaşanacağını söylemiştir. Latin alfabesi ve şapka kanununa tepkisini Darulfünun da siyah takkeyle ders anlatması ve Osmanlı harfleriyle not tutturmasından anlayabiliyoruz. 2.Abdülhamit Han’ın, Mehmet Akif’in savunduğu ittihat-ı İslam fikrini savunmaktaydı. Bir dönem 2.Abdulhamit Han’a karşı diğer birçok İslami önemli şahsiyet gibi karşı gelmiş olsa da 2.Abdülhamit Han tahtan inince yanlışını anlamış ama tabi iş işten geçmiş.  İslam’ın siyasette de düşüncede de insanı bürümesi gerektiğini, milliyetçilik düşüncesinin batıdan geldiğini ve bize uymayan bir kıyafet olduğunu düşünmüş. Müslüman birliğini parçalayacağını ve kanserden daha tehlikeli olduğunu söylemiştir. Babanzade’nin amacının dünyalık bir makam olmadığını son Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’den dinleyelim;
Adını ayan meclisine girecek azalar arasında görünce son şeyhülislam Mustafa Sabri efendiye gelerek: “Efendi ayan listesini gördüm. Bendenizin de ismi var. Efendi hazretleri, bu memleket bu kadar mı kaht-ı ricale duçar oldu(adam kıtlığına mi düştü)? Memleket ne hale geldi? Bendeniz kim oluyorum da ayandan oluyorum efendim? İstirham ederim efendim, beni bu listeden siliniz…
…Efendim ben kendim bilirim. Layık olmadığım o makamdan alacağım maaşı çocuklarıma nasıl yediririm?
Baktım Naim Bey kaçacak,
-Naim bey dedim. Yahu, Allah aşkına, cehenneme yalnız başıma bir ben mi gideceğim ben Zen’billilerin, Ebusuudların, İbn’i Kemallerin ayarında insan mıyım? Ee kader beni şeyhülislam yaptı. Ne yapalım birileri yapacak. Hep beraber çalışacağız” diyerek ikna etmiştir.
Darülfünun’un kapatılıp karma eğitim sistemine geçileceği kararlaştırıldığı zamanda ayni duyarlılığı gösteren Ahmet Naim “Ben kız ve erkek öğrencileri diz dize okutturamam. Benim dinim buna haramdır” der diyerek izin vermek istemez. Üniversitesinde yapılan seçimde tek başın ret oyu veren kişi olur. Karma eğitimin kabulün ardından ben bu vebali yüklenemem diyerek 1919’da rektörlükten ayrılır. Buradan fikir ve görüşlerini makam uğruna değiştirmemiş olmasını anlayabiliyoruz. Aynı zamanda tek ret oyu veren kişi olmasından da üst kademedeki insanların düşüncelerini, dönemim fikri yapısına ve karşısındaki toplulukla karşı verdiği mücadeleyi gösteriyor.

Eserleri hakkında 35-40 yılını ilme adamış bir ömür olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki verdiği her dersin ya kitabını yazmış yada bir tercüme yapmıştır. Birçok eser ve dergilerde yazı kaleme alan Ahmet Naim. En önemli eseri olarak ebediyete kadar isminin anılmasına vesile olacak olan Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih görülmektedir. Diğer taraftan İslam’da davayı kavmiyyet ve İslam ahlak Esasları’nı tavsiye ederiz.

13 Ağustos 1934 yılında İstanbul’da Vefa karakolunun karşısındaki evinde pazartesi günü Hz.Aişe annemizden rivayet edilen hasta namazı ile ilgili hadisi çevirirken namazını geçirmemek için yarıda bırakır ve öğle namazını kılarken ikinci rekatında secdede vefat eder. Hadisin tercümesi de tıpkı namazı gibi yarıda kalır. Aklımıza peygamberimizin (sav) Nasıl yaşarsanız öyle ölür ve nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz” hadisi geliyor. Bir tarafta peygamberimize yaşattığı sıkıntılarla hatırladığımız bulaşıcı hastalığa yakalanıp kokusundan dolayı çocuklarının bile yanına yaklaşamadığı Ebu Lehep bir tarafta da secdede vefat eden Babanzade.

Mehmet Akif Ahmet Naim’im vefat haberi üzerime dağ gibi yıkıldı.demiştir.
En yakın arkadaşlarından Mehmet Cevdet İnançalp defin sırasındaki halkın ilgisizliğini görünce İlim diye bağıran ve fakat alimden hoşlanmayan muhit”demiştir.

Bugün Edirnekapı mezarlığında Mehmet Akif ve M. Cevdet İnançalp ile birlikte metfun bulunmaktadır.Hepsine Allah’tan rahmet dileriz.
Rabbin bizlere de Babanzade Ahmet Naim gibi duruş nasip etmesi dileğiyle…

Yazar Hakkında

Mücahit KARASU

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com