Öykü

Hikaye

sokakta-yürüyen-yalnız-adam

Önüne baktı ve yürümeye başladı. Daha beş dakika önce geçtiği cadde gözüne bir başka gözüktü. Köşedeki çiçekçi artık gereksizdi, arabalar daha gürültücü olmuştu, caddeye renk katan ve her gün selamlaştığı onlarca esnaf artık sadece birer satıcıydı onun güzünde. Hızlı adımlarla simitçi Ahmet’i geçti önce, bakkal Remzi’nin farkına bile varmadı. Eczacı Murat, seyyar satıcı Necmi ve diğerleri geçilmişti artık selam verilmeksizin, hal hatır sorulmadan. Herkes şaşırmıştı. Zira Selim ilk kez onlarla konuşmadan geçip gitmişti. Birbirlerine sormaya başladılar. Pastaneci Halim “O geçen Selim miydi?” dedi. Tezgâhtar Nurten “Evet. Selim abiydi o ama hiçbir şey söylemeden geçip gitti. Ne oldu acaba?” diye karşılık verdi. Eczacı Murat “Hiç böyle yapmazdı bu çocuk. Kesin bir sıkıntı var.” diye ekledi. Onlar konuşurken Selim çoktan her zamanki gittiği kahveye doğru yürümeye başlamıştı. Gözü yerde, gönlü gidenlerde ve aklı kendinde olmayarak yürüyordu. Aklında hiçbir şey yoktu, yüzünde sadece boş bir bakış ve hüznünü belli eden bir yüz ifadesi vardı. Herkesin örnek gösterdiği biriydi o. İnsanları koşulsuz sever, kimseyi kırmaz, kendi sıkıntılarıyla insanları meşgul etmeyi de sevmezdi. Gururluydu, namuslu, çalışkan, terbiyeli, hoşgörü sahibi, sabırlı ve sakin biriydi. Sınırlarını da bilirdi. Sevgisini gururuna kurban etmezdi, haksızlık karşısında asla hoşgörülü değildi, sevdikleri üzüldüğü zamanda asla sakin olmazdı.  Tüm sıkıntılarını bir tek gülümsemeyle gizlemesini bilirdi. Ancak bu sefer olmamıştı. Canının yandığını gizleyememişti. Ani bir korna sesiyle irkildi. Kırmızı renkli, parlak, insanda güç hissi uyandıran büyüklüğüyle, tamda Selim’in hayalindeki gibi bir klasik araba son anda frene basarak durdu. Şoför istemeden de olsa bir insana zarar verebilecek olmanın oluşturduğu ani korku ve heyecan içinde kendini ifade etmek için bağırmayı seçti. “Önüne baksana be adam!” diye Selim’e çıkıştı. Selim anlamsız bir ifadeyle başını yerden kaldırdı, adamın yüzüne baktı, hayır gözlerinin içine baktı, bir şey söylemeden yoluna devam etti ve yine ayaklarını seyre daldı. Ne zaman bu kadar yol yürümüştü, ne ara karşıdan karşıya geçmeye çalıştı bilmiyordu. Ya da ne amaçla, nereye yürüğünü. Durdu, ayaklarını seyretmeyi bırakarak etrafını tanımaya çalıştı. O müdavimi olduğu kahveyi geçeli çok olmuştu. Ayaklarının sızladığını, neredeyse üç saattir aralıksız yürüdüğünü anladı. Nerede olduğunu anlamak için etrafına baktı kestiremedi. Yürürken nerelerden geçtiğini hatırlamaya çalıştı ama hatırladığı tek şey amaçsızca yürüyen bir çift ayaktı, hatta onları bile hayal meyal hatırlıyordu. Bulunduğu yeri önemsemeden devam etti. Ara sokaklardan birine saptı. Yürüdü, gördüğü ilk kahveye girdi. Sessizce etrafına bakarak bir yer aradı. Köşede boş bulduğu bir iskemleye oturdu. Sırtını duvara yasladı ve düşünmeye başladı. Konuşmasına gerek kalmadan, kahvehanelerde âdet olduğu üzere o söylemeden çayı gelmişti. Demli çay masasında tüte dursun, Selim çoktan düşüncelere dalmıştı. Fazla geçmişi değil, sadece o günün sabahını hatırladı. Elinde bir demet çiçek ile yola düşmüştü. Nurten bu gün aylardır yattığı hastaneden çıkacaktı. O sever diye sapsarı laleler almıştı. Hastaneden içeri girdi, neşeli bir şekilde Nurten’in odasına yöneldi. Odaya girdiğinde oda boştu. Geç kaldığını düşünerek daha erken gelmediği için kendine kızdı, hemen evlerine gitmeliyim diyerek odadan çıkacakken hemşire ile karşılaştı. Hemşire Selim’i tanıdı. Ne de olsa her gün gelip Nurten’i neşelendirmek için elinden geleni yapardı. Kılıktan kılığa girer, saatlerce bıkmadan ona sevdiği kitapları okur, bir sürü şekerlemeler alırdı. Selim hemşireye Nurten’in ne zaman taburcu olduğunu sordu. Hemşire ise Nurten’in ölümünden Selim’in haberi olmadığını anlamıştı. Hiçbir şey söylemeden Nurten’in ölmeden evvel yazdığı mektubu ve bir defteri vererek sessizce uzaklaştı. Selim ne olduğunu anlamamıştı, aslında anlamıştı, en azından zihni anlamıştı ancak gönlü bir türlü kabullenmek istemiyordu. Başı döndü, dengesini kaybetti, zar zor Nurten’in yatağına oturdu, içinde sonsuz bir boşluk hissediyor, sanki tüm bedeni mengenede sıkıştırılıyormuş gibi daralıyordu. Okumaya başladı.

“Şu an çok kötü bir durumda olduğunu tahmin edebiliyorum Selim. İnan, ne suretle olursa olsun senin üzülmeni istemezdim.  Ve senin üzülmeni istemiyorum yine. Lütfen ağlamayı bırak, kendine gel ve beni dinle.”

Nurten haklıydı Selim annesine sesini duyuramayan çocuk gibi ağlıyordu. Gözyaşını sildi zira gözündeki yaşlar mektubu okumasına engel oluyordu. Devam etti okumaya.

“Seni hep sevdim Selim. Sen geliyorsun diye her gün ne hayaller kurardım bu rahatsız yatakta. Seni beklerdim umutla. Her adımı sana yorardım, senin gelişin yaklaştıkça zaman geçmek bilmez, dakikalar saatlere dönerdi. Sen gelince hemen yüzümdeki heyecan ifadesini siler daha sakin bir ifade takınırdım. Ama ne yalan söyleyeyim sen gelirdin ya, böyle içimde tarifi imkânsız bir sevinç olurdu, içim içime sığmazdı, ne hastalık, nede yakında ölecek olmanın verdiği hüzün hiç bir şey kalmazdı. Ve sen beni eğlendirmek için her türlü şeyi yapardın. Bense sana çoğu zaman bir gülüşü bile çok görürdüm. Bunun için özür dilerim. Amacım sadece seni kendimden uzaklaştırarak ölümümün seni üzmesini engellemekti. Benim tüm eziyetlerime rağmen sen her gün gelir benim asık suratımı güldürmeye çalışırdım. Sonunda senin benden ne olursa olsun vaz geçmeyeceğini anlamıştım ama artık çok geçti, benim fazla zamanım kalmamıştı. Son birkaç günde de nedendir bilmem,  gülümsemeye cesaret edemedim. Ama senin gelişin beni hep mutlu etti Selim. Sen iyi bir insansın. Ömrüm yetseydi de görseydim eğer; iyi bir baba ve eş olacağından da eminim. Ama buraya kadarmış. Hani sana hiç gülümsememiştim ya, işte sana asıl gülümsemelerimi bırakıyorum. Seninle zaman geçirmiş olmanın verdiği mutluluğun gülüşlerini. Sabaha kadar seninle geçirdiğim anları yeniden hayallerken ki gülüşlerimi. Sen beni hep mutlu ettin, umarım sende hep mutlu olursun. Sana şimdi seni seven bir gönül bırakıyorum Selim. Elveda.”

Selim artık kendinden geçmiş bir halde ağlıyordu. Gözyaşları Nurten’in yatağına düşüyor, düştüğü her yerde derin bir iz bırakıyordu. Ağladı, ağladı ve yine ağladı. Hastaneden hızla çıktı, bilinçsizce yürüyordu,  yürürken de ağladı.

Kahvecinin bardak kıran çırağı haşlarken ki bağırtıları Selim’i kendine getirdi. Hiç içmediği çayın parasını bırakarak ayrıldı kahveden. Geldiği yolu tekrar yürüyerek evine gitti. Üstünü dahi çıkarmadan kanepeye uzandı, Nurten’le olan anılarını hatırlayarak ağladı. En sonunda ağlamaktan şişmiş gözlerle uykuya daldı.

Sefa YERLİ

Yazar Hakkında

İmsak Dergisi

İmsak Dergisi

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com