Deneme DÜŞÜNCE

VAKIF KÜLTÜRÜ VE ANADOLU

tarihi-cesmeler

Uzun zaman sorusudur, Anadolu’da neden vakıflar sayı ve işlevsellik açısından yetersiz? Bu iki yılın sorusunu bugünlerde cevaplamış bulunuyorum. Zira bu dönemde birçok vakıfla irtibata geçtim ve bu kısa ölçekli birikim bana cevabımı bulmamda yardımcı oldu. Büyük şehir insanı tabirini yeniden okudum ve Anadolu’nun yalnızca bir coğrafya değil bir davranış olduğunu da anladım.

Bu soru bir sorun odaklı ortaya çıkmıştı. Bu sorun ise Müslümanın günlük yaşamında sergilemesi gereken davranışların her vakfa birer sıfat mantığıyla bölüştürülmesiydi. Hâliyle kendime yer bulamadığım bu vakıflardan ayrılıklar yaşıyordum. Tabiki bu ayrılıklarda Müslüman genç camianın ilmi ve fikri geriye atıp, fanatikliği ve tabelacılığı öne çıkarması da etkili oldu ama bu durum için sadece onları hedef göstermek adaletli olmaz.

Meseleyi biraz daha açıklığa kavuşturmak adına bir sorunun temeline inelim. Mesela çoğu vakıflarımızda kitap halkaları, kavram incelemeleri gibi pek çok güzel çalışmalar yapılmakta. Peki bu çalışmalarda incelenen kitaplara, kavramlara baktığımızda bunlardan hangisi bize ait? Yani bu kitaplardan hangisi bizim anlayışımız, geleneğimiz menşeli? Tabiki burada değinmek istediğim husus sadece bizim kitaplarımız okunsun değil. Eğer bir hakikatin peşindeysek önce kendimizi tanımalı, kendi melekelerimizi bilmeli ve yörüngemizi bunlara göre tayin etmeliyiz. Aynı havayı soluduğumuz, aynı kültürü taşıdığımız, kısacası aynı toplumsal öğretilere sahip olduğumuz bizim insanımız neler demiş, önce bu mihenk taşları zihinlerde oturtulmalı ve bu minvalde bir yol haritası belirlenmeli. Zaten Mevlâna’nın pergel metaforu bize bunu söylemiyor mu? Kısacası bir ayağın sabit olsun, bir ayağınla gez âlemi. Ama bizdeki durum vahim! Bu pergelin sabit ayağı nereye sabit veya sabit mi? Ya da böyle bir ayak, böyle bir pergel var mı? Neden ilim ve gönül adamlarının kitapları okunmadan hareket adamlarının kitapları okunuyor ve neden bizim kavramlarımız gönüllere işlenmeden yabancısı olduğumuz kavramlar zihinleri meşgul ediyor?

Acaba Anadolu ve biz bu meselenin neresindeyiz? Yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi bu ve benzeri fikirler neticesinde anımsadım ki Anadolu evlatları bir vakfın çatısı altında büyümedi, buna ihtiyaç duymadı, lazım da değildi zira sabah namazları için bir etkinlikten ziyade dedelerinin ellerinden tutması yeterliydi. Bir fakire derman olmak için mesajlar yağdırmadı mahalle aralarına ve resmetmedi kurban etini verirken bir fakire. Onlar, hayırları muhabbetle yapmanın vermiş olduğu hazzı tadarak aramadı sormadı nedir bu vakıf diye. Peki, bu bir eksiklik miydi? Zannetmiyorum. Zira Anadolu öyle bereketliydi ki evler, dükkânlar, şadırvanlar, sokaklar ve hatta kaldırımlar birer vakıftı, insanı vakıf olana vakıf mı gerekti?

Ve aklımı kurcalayan sorunun cevabı yine bir soruyla veriliyordu: Anadolu’da neden vakıflar hem sayı olarak hem de işlevsellik açısından gereksiz? Eğer soru işaretleri oluşturuyorsa bu cevap niteliğindeki soru, cevabı Anadolu’da, bilin isterim.

| Mehmet ÖZTÜRK

Yazar Hakkında

İmsak Dergisi

İmsak Dergisi

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com