DÜŞÜNCE ŞEHİR

Yüreğimin Zarif Acısı, Bosna

bosna-srebrenica

Ey Bosna.

Ey ecdadımın kılavuz edindiği Balkan ellerinin kutlu nasiptarı,

Ey -Efendiler Efendisinin övgüsüne mazhar kıldığı- Fatih’imin emaneti,

Taşına toprağına ta Anadolu’dan baktığımda medeniyetimden izler bulduğum topraklar..

Yaşadıklarıyla sinemde en derin üzüntüleri yaşadığım, kısacası “yüreğimin zarif acı”sı Bosna.

Fatih Sultan Mehmet  1453’te İstanbul’u fethettikten sonra bu devlete bir de Balkanların kalbi Bosnasaray lazım demiş olmalı ki on sene sonra, 1463’te Bosna’yı fethetmiş.

Evet, Saraybosna değil, Bosnasaray.  Saraybosna’nın o zamanki adı.

Bana öyle geliyor ki Bosna 1463’ten beri Osmanlı ülkesi.

Osmanlı Bosna’yı fethetmesiyle bütün kültürlerini, sanatlarını oraya da taşımış. Bosna halkı o kadar benimsemiş ki hala sanatlarını yaşatıyorlar.

Bosna halkı en çok Osmanlı’nın getirdiği İslam dinine sadık kalmıştır. Kolay benimsemiş ve islamiyetle yaşamışlardır. Boşnaklar –müslüman Bosnalılar- “Biz dinimizi orta düzeyde bilginlerden değil, Osmanlı âlimlerinden, şeyhlerinden öğrendik” diyor. Buraya Üstad Sezai Karakoç’un bir dizesini getirmek istiyorum ki bu dize bana Bosna’nın bu halini anımsatıyor.

“Fetihlerde bayram yapardık

 İslam bir sevinçti kaplardı içimizi.”

İslam geleneği konusunu Bosna Hersek Reis-i Ulemâsı Hüseyin Kazanoviç şöyle özetliyor: “Bize Boşnakların İslam geleneğini sorup duruyorsunuz. Sormayın. Biz, Osmanlı’nın İslam geleneğini benimsemiş insanlarız. Bizim İslam geleneğimiz Bosna’daki tekkelerde, camilerde, medreselerde mevcuttur. O mevcudiyetin adı da Osmanlı ve Türkiye’dir.”

Bir kitapta okumuştum, “Ancak bilinçli insanlar geleneklerine sadık olur. Onlar bugünü etkin şekilde yaşar ve kendilerini gelecek için hazırlarlar. Böylelikle kendilerinin ve diğerlerinin saygısını kazanırlar.” Sizce de bu cümle Boşnaklar’ı anlatmıyor mu? Bence tam olarak öyle.

Bana göre Bosna Hersek’in tarihinde iki önemli dönem vardır.

Birincisi yukarıda bahsettiğim Osmanlı dönemi.

İkincisi -Bosna’nın başına gelen soykırımdan sonra Bosna’yı özgürlüğüne kavuşturan- Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç dönemi.

Osmanlı’dan sonra Bosna, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu altına girmişti. 1945’lerde komünist lider Tito’nun yönetimine geçmişti.

Bosna yıllarca Boşnak’ı, Sırp’ı, Hırvat’ı içinde barındırmıştı. İnsanlar kardeşlik içinde yaşıyor, birbirinden kız alıp birbirlerine kız veriyorlardı. Birbirlerinden alış veriş yapar, samimiyetlerini eksik etmezlerdi. Bir gün biri bir nifak tohumu ekti hepsinin içine. Sırplarla Hırvatlar savaştı önce, sonra ikisi Boşnak’lara karşı birlikte hareket ettiler. Asırlardır beraber yaşadığı Boşnak kardeşine “burası bizim topraklarımız” diyordu. Aslında hepsini tepkisi İslam’aydı. Batı, içlerinde Müslüman bir topluluk istemiyordu.  1992’de Bosna’nın özerkliğini ilan etmesiyle savaş başlamıştı…

Devam eden savaş yerini acıya, zulme bıraktı. Birleşmiş Milletler her zaman olduğu gibi zulme karşı birleşmedi. Tarihin en acılı soykırımı dünya tarafından görmezden geliniyordu.  Türkiye elinden gelen yardımı yapıyordu. Türklerin, Osmanlı torunlarının manevi desteği bile onlara güç veriyordu.

Birleşmiş Milletler savaşa müdahale etmek adına Bosna’nın Srebrenitsa semtini güvenli bölge ilan ederek Boşnak’ların silahlarını toplatmıştı ve bölgeye 400 Hollanda askeri yerleştirmişti. Hollandalı askerler  şehirde yaşayanları bir kamp alanına toplayarak onları koruyacaklarını ilan etmişlerdi.

11 Temmuz 1995. Bu tarih aklımızdan asla çıkmasın. Çünkü bu tarih büyük katliamın yaşandığı tarihtir. Çünkü 10 Temmuz gecesi Hollandalı askerler şehri Sırplara bırakmış ve Sırplar o gün tam olarak 8372 –SEKİZ BİN ÜÇ YÜZ YETMİŞ İKİ- kişiyi katletmişlerdir.

Bütün bu yaşananlar sırasında bağımsızlık mücadelesini devam ettiren, ülkesinin başından hiçbir zaman ayrılmayan bir lider, askeriyle birlikte cephede savaşan bir komutandı Aliya.

Tek kurtuluşun İslam olduğuna sonuna kadar inanan, hatta bu inancından ve kararlılığından dolayı hapislere giren bir başkandı Aliya.

Aliya’nın bizlere verdiği birçok mesaj var. Kitaplarını okuyarak bu mesajları kendimiz alabiliriz. İçlerinde bir tane var ki bütün insanlığın bu mesajı uygulaması lazım.

Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.

250000 –İKİ YÜZ ELLİ BİN- kişinin hayatını kaybettiği, 44000 –KIRK DÖRT BİN- kadının tecavüze uğradığı Bosna Savaşı bizim kalbimizin en derinindeki izlere sahip oldu.

Bosna, hem Osmanlı’ya özlem duyan hem de ağır soykırım geçiren bir ülke olduğu için yetim, masum, samimiyet dolu bir çocuk gibi görünüyor gözüme.

Bosna bizim için önemli arkadaşlar. Aliya’nın, O’nu ölmeden önce ziyaret eden Recep Tayyip Erdoğan’a söylediği cümleler önemli. “Dualarımız sizinle. Bu topraklar Osmanlı bakiyesidir. Bosna’mı koruyun, Bosna’ma sahip çıkın. O size emanet!”

Bosna bize emanet! İslam’ın yaşandığı bütün toprakların bize emanet olduğu gibi…

Dert hep aynı, sadece adı değişiyor; dün Bosna’ydı. Bugün Gazze.

Son söz Cahit Zarifoğlu’dan…

“Büyüklerin ellerinden

Küçüklerin gözlerinden

Suriye’nin toprağından

Bosna’nın bayrağından

Gazze’nin gözyaşından öpüyoruz.”

Yazar Hakkında

Rumeysa ÇAKAN

Yorum Yap

Powered by themekiller.com anime4online.com animextoon.com apk4phone.com tengag.com moviekillers.com